"YURTDIŞINA EĞİTİM AMAÇLI GİDENLER, BATININ GÖNÜLLÜ AJANI"

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan şaşırtan çıkış:

"EĞİTİM İÇİN YURTDIŞINA GİDENLER, BATININ GÖNÜLLÜ AJANI OLUYOR"

ABD temasları sırasında TÜRKEN Vakfı Geleneksel Gala Yemeği'ne konuk olan T.C. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: „Eğitim için Batı'ya gönderilenler, çoğu zaman Batı'nın sadece kültürünü alarak, benliklerini de kaybederek ülkelerine dönüyorlar. Kendilerinden ülkeleri için kurtuluş reçetesi hazırlaması beklenenler Batı'nın gönüllü ajanları haline geliyor' dedi.

Konuşmasında, yaklaşık iki asırdır ülke olarak yurt dışına öğrenci gönderildiğini belirten Erdoğan, Osmanlı Devleti'nin son döneminde devletin zayıflamasının önüne geçebilmek için idareciler tarafından Batı'ya öğrenci göndermenin bir çözüm yolu olarak görüldüğünü anlattı.

Buradaki amacın Batı'nın ilmini ve fennini almak, yetişmiş insan kaynağı ile devleti çöküşten kurtarmak olduğunu söyleyen Erdoğan, "Niyet son derece samimidir ancak hedeflenen sonuca bir türlü ulaşılmamıştır" görüşünü dillendirdi.

İlim ve fen tahsili için Batı'ya gönderilenlerin çoğu zaman Batı'nın sadece kültürünü alarak, benliklerini de kaybederek ülkelerine döndüklerini dile getiren Erdoğan, kendilerinden ülkeleri için kurtuluş reçetesi hazırlaması beklenenlerin Batı'nın gönüllü ajanları haline geldiklerini ifade etti.

Erdoğan, "Kendi milletine tepeden bakan, kendi değerlerinden tiksinen bu sözde aydınların bize verdikleri zararı emin olun düşman dahi vermemiştir. Çünkü bunlar ülkesinin menfaatleri için çalışmak yerine yabancı şirketlerin, devletlerin, kurum ve kuruluşların çıkarlarına hizmet etmişlerdir. Geçmişte Türkiye'nin sanayi hamlelerini daha emekleme aşamasındayken sabote edenlerin bunlar olduğunu görüyoruz. Bu kesimlerin ülkemizin her açıdan dışa bağımlı olması için özel çaba harcadıklarına da şahit oluyoruz. Bunların ihanet edemeyecekleri hiçbir değer, hiçbir ilke yoktur" değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın bu beklenmedik çıkışı, Türkiye’de olduğu kadar, yurtdışında eğitim alan Türkler arasında şok etkisi yarattı.

AKP Hükümeti içinde bakanlar ve bakanların çocukları arasında, eğitimini yurtdışında alanların sayısı da hiç az değil. Oda TV’nin araştırmasına göre, bunlardan önde gelenlerin bazısı şöyle:

Sümeyye Erdoğan ABD'de Indiana Üniversitesi'nde The School of Public and Enveriomental Affairs (Kamu ve Çevre İşleri) departmanında Policy Studies (Politika Araştırmaları) eğitimi gördü. Keza yine London School of Economics'te de eğitim gördü.

Esra Erdoğan da kardeşi gibi Indiana Üniversitesi'ne gitti ve kardeşi ile beraber okudu.
Bilal Erdoğan, 2003’te Harvard Üniversitesi'nde yüksek lisans yaptı.

Burak Erdoğan ise Londra'da ekonomi eğitimi aldı. 

Yurtdışında eğitim gören dğer önde gelen AKP'liler ise şöyle: 

Numan Kurtulmuş - Temple Üniversitesi School of Business & Management
Mehmet Şimşek - University of Exeter

Berat Albayrak - New York Pace Üniversitesi
Fatma Betül Sayan Kaya - New York Üniversitesi

Mevlüt Çavuşoğlu -London School of Economics
Faruk Özlü - Harvard Üniversitesi
…..

EK: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şaşkınlık yaratan bu çıkışı bağlamında,
MEHMET CANBOLAT’ın 1 Temmuz 2017 tarihli özel yorumunu, bir kez daha hatırlatmak için yayınlıyoruz.

DİKKAT“ BEYİN GÖÇÜ“ VAR

Bilmem siz de farkında mısınız?

Türkiye’den, Almanya başta olmak üzere, Batılı ülkelere önemli boyutta bir beyin göçü yaşanıyor son zamanlarda. Yani Avrupa ülkelerinde uzmanlık eğitimi almak isteyen üniversite
mezunlarının sayısı hızla artıyor.

Bu eğilim, özellikle tıp dalında, daha çok belirginleşmeye başladı.
Gerekçesi ise, Türkiye’de sağlık sisteminin bir çıkmaza doğru sürüklendiği yolundaki olumsuz beklentiler.

Düşünmesi duyması, insanı üzüyor ama, ülkemizdeki gerçekler, maalesef sözkonusu bu tabloyu doğruluyor.

Geçen ay, Türkiye’de tıp sektörüne çok yakın, uzman kanaat önderlerinden dinledim. Anlattıklarına göre, tıp fakültelerinden mezun olan gençler, işlerin yoğunluğu, ödemelerin azlığı ve yönetimlerin ağır baskısı yüzünden, riski yoğun, örneğin kadın doğum, genel cerrahi, beyin cerrahisi gibi özellikli alanlardan uzak durmaya başladı.

Yani bu tür sorumluluk ve uzmanlık isteyen operasyon alanları yerine, daha rahat ve başını hiç ağrıtmayacak sahalarda yetkin olmayı tercih ediyor, genç hekimler.

Yine kanaat önderleri: „...Hatta işe alımlarda cerrahi dallar için, çok yüksek olan puanlar, son yıllarda sürekli düşürülüyor Çünkü uzman olmak isteyen asistan bulunamıyor. Kimse istemiyor.

Buna karşın, hekimler daha kolay para kazanabileceği, cildiye, göz hastalıkları, radyoloji, biyokimya, fizik tedavisi gibi, başını ağrıtmayacak sahalara yöneliyor. Kaliteli hekimler, Türkiye’nin çarpık koşullarında, maalesef basit alanları tercih ediyor…“ diyor, üzerine basa basa...

Yani; abartılı gelmesin ama, böyle giderse, Türkiye’de yakın zamanla, cerrah sıkıntısı başgösterebilir...“ diye de ekliyor ve bir ön uyarıda da bulunuyorlar:

„Bu durumda ise, devletimiz, yabancı ülkelerden, Türkçe bilmeyen veya çok az bilen, belki vasıfları düşük hekim ithal etmeye başlar. Sağlık gibi yaşamsal bir alanda kalite çok düşer.“

Bir devlet hastanesinin acil servisinde 1,5 yıldır çalışan genç bir hekimin anlattıkları ise, daha da düşündürücü. Kutsal görevinin henüz ilk yıllarında ama, meslekten yorulduğunu ve gönüllü işe gitmek için ayaklarının kendini götürmediğini söylüyor:

„24 saatlik bir nöbette, 2 saat uyuma imkanımız bile yok. Bir günde 500 hastaya nasıl bakabilirim? Uykusuz ve hiç durmadan çalıştırılan bir hekim, hastasına nasıl sağlıklı bir teşhis koyabilir? Üstüne üstlük, içi ve işlevi doldurulmadan kurulmuş olan -hasta şikayet mekanizması- nedeniyle, her önüne gelen hasta, haklı veya haksız, hekimleri şikayet etmeye başlıyor.

Yani ülkemizde hekime karşı saygı da kalmamış. Ya o hekimlere fiziki saldırılar? Tehditler? Cinayetler?.. Bütün bu olumsuz tablo, inanın bizleri yıldırıyor. “ Genç hekim, memleket ideallerini artık yitirmiş gibi, biraz da yetkililere isyan ediyor:

„Sağlıkta devrim yarattık“ diye diye şişen egonuz, bir insanın hayatından daha mı önemlidir?“ 
Anadolu’da tanıdığım bir genç hekim yakınım da, tıpkı arkadaşları gibi Avrupa’ya gelmenin, yerleşmenin bir yolunu arıyor.

Hiçbir hazırlığı yok ancak, yaşadıklarından o kadar yorulmuş olmalı ki, görevinden istifa başvurusunu vermiş ve bakanlıktan şimdi onaylanması bekliyor. Bavulu da kapıda hazır.

Uzun uzun düşünüyorum. Bu genç hekimlerin Türkiye Cumhuriyeti devletine kimbilir kaça mal olduğunu hesaplamaya çalışıyorum. Sistemdeki hatalar yüzünden, ülkenin kıt-kanaat kaynaklarıyla yetişen bu genç hekimlerin, akademisyenlerin, çareyi yurtdışına kaçmakta araması, el kapısında iş bulup çalışmaya adeta zorlanması, ne kadar üzücü bir şey.

Yaşlısı hızla artan ve doğal olarak sağlık konusu artan oranda öne çıkan Almanya ise, bu insanlara kolaylık sağlıyor. Ve haklı biçimde, kendi daralan nüfusunu da dikkate alıp, ihtiyaç duyduğu hekim açığını bu yolla kapatmayı hedefliyor.

Neden kolaylık sağlamasın ki? Alman devleti akıllı. Sıfır maliyetle kapısına gelen bu iyi yetişmiş hekimleri, niye kaçırsın?

Olan, bu gerçekler yüzünden ne yazık kı Türkiye’ye oluyor.
Deveye sormuşlar:

Neren eğri? diye…

Devenin verdiği cevap çok açık: „Nerem doğru ki?

Artık, başka bir söze, hiç gerek var mı acaba?

Mehmet CANBOLAT Yorumladı.

Toplum Gazetesi/ALMANYA: (Haber/YORUM: 21 Eylül 2017)

HABERLER