Ya Akıl ve Bilim Yolu... Ya da Ezilip Gideceksin...


Mehmet CANBOLAT Yorumluyor:

YA BİLİM VE AKLIN YOLU… YA EZİLİP GİDECEKSİN!

Dünya, inanılmaz bir evrilme sürecinde.
Buna kimi „3. Dünya Savaşı“ diyor, kimi, binyılın illet bir hastalığı…

Corona ekseninde bugünlerde çizilen komplo teorilerinin haddi hesabı yok. Ekranlar ve sosyal medya bunların yüzlerce örneğiyle dolu.
Kimin de mantık egemen, kimi silme safsata.

Bence evrilen insanlığın kendisi.
Öyle geliyor ki, sanki yarınlar asla bugün gibi olmayacak.

Çok şey, kabul etsek ve etmesek de, değişecek.

Hani dört elli, üç ayaklı veya 3 gözlü ve bugnüe kıyasla daha hareketli, fiziki anlamda daha büyük canlı varlıklar olacağımızı asla iddia etmiyorum ama; geleceğin yeni insan tipi ve karakterlerinin temelinin bugünlerde atıldığı gibi güçlü bir his dolaşıyor içimde.

Ayrıca birey için insan olarak bugün büyük anlamı olan değer yargıları, giderek farklılaşacak. İnsanın insana, insanın topluma veya toplumun insana bakışı, bugüne özgü olanlardan daha farklı olacak.

Sanki „küresel bir mutasyon geçiriyoruz“ da diyebilirim. Böyle bir biyolojik tanımlama kadar, bence içinde bulunduğumuz sürece (alan uzmanları bağışlasın beni) „sosyolojik mutasyon“ veya „sosyolojik evrilme“ de denilebilir galiba.

C.Ö. VE C.S. ?
Hayata bakışımızda önümüzdeki onyıllarda değişimleri görebilecek miyiz, bilmiyorum ama, inanmaya başladığım bir şeyi de söylemeden edemeyeceğim:

Hani İsa'nın doğumuyla başlayan ve dilimize „Milat“ olarak geçmiş, insanlık tarihine yeni bir boyut getiren süreç, yani zamansal değişim gibi "Milattan Önce... Milattan Sonra..." sözcüklerinin pabucu dama atılacak.

Belki önümüzdeki yüzyıllarda bilim, içinden geçtiğimiz şu bugünlerimizi, yeni miladın ilk günleri biçiminde kabul edecek.
Yani:
" C.Ö. / Corona'dan Önce... C.S. / Corona'dan Sonra..."
diyecekler belki de.

Belki düşünce biçimleri değişecek. Belki de inançlar büyük ölçüde evrilecek. Hatta bu değişim-dönüşüm, sadece bugünlerde yaşadıklarımızla da kalmayacak ve sistematik biçimde, dönemsel aralıklarla ve yeni yaşanmışlıklar üzerinden bu farklılaşma, yeni biçimlenme süreci, daha farklı yeni boyutlar alacak...

Belki bunca beklenmedik yaşanmışlığın ve elbette çaresizliğin bir doğal sonucu olarak, insanlık; ya daha fazla kaderci ve itaatkar olacak, ya da tüm hurafeleri bir kenara koyup, kendini aklın ve bilimin kanatlarına teslim edecek.

AĞIR BİR SINAV BU İNSANLIK İÇİN!
Corona karşısında insanlık büyük ölçüde çaresizliği oynuyor. Bu tartışmasız bir gerçek. İnsanlık için ağır bir sınav da diyebiliriz.

Bizi en çok etkileyen yani ilgi alanımızdaki küçük bir odakla yetiniyoruz. Oysa dünyanın değişik coğrafyalarında şu an, kimbilir nasıl bir çaresizliğin hangi acımasız boyutu yaşanıyor, bilmiyoruz.

Brezilya’da durum nedir? Ya Fas veya Cezayir? Mesela Etiyopya, Uruguay nasıl bir salgın ile karşı karşıya? Veya Türki Cumhuriyetler?

Koyun can derdinde misali, biz de Türkiye ve Almanya eksenli olarak iki noktaya odaklanmışız.

Biri geldiğimiz ülke. Diğeri ise, Türkiye kökenli 3,5 milyon insanımızın yeni vatanı.

İnsanlık 22. yüzyıla doğru hızla koşarken, Türkiye'nin Corona ile yaşanan sürece, birçok ülke gibi hazırlıksız yakalandığı kanısındayım. Sağlık Bakanı bile, elinden geldiğince toplumu yer yer edebiyat vurgularıyla bir parça süsleyerek, teskin etmeye çabalıyor ama, belki o bile, söylediklerine yer yer inanmıyor.

Kesin verileri bilmiyoruz ama, virüslü tanısı konmuş insan sayısı ve bu kesimde yaşamını yitirenlerin oranı kıyaslanacak olursa, iki ülke arasındaki derin uçurumu görmek mümkün.

HAZIRLIKSIZ YAKALANMA ÇARESİZLİĞİ!
Çünkü Türkiye böyle bir küresel salgına hazırlıklı değildi. Belki bilim ve akıl ile düşünen birileri vardı, ancak onlara kulak verilmedi.

İnsan kaynakları bağlamında özverili, aklı öne çıkaran insanlara değer verilmedi.

Bugün bile, gününü gecesine katarak, bizler evimizde otururken, onlar bir insana derman olabilmek için çırpınan yüzbinlerce doktor ve sağlık elemanını bugün belki alkışlıyoruz ama, yarın onları, hastanede görevi başında kurşuna dizmeyeceğimizi, bıçaklamayacağımızı, evini basmayacağımızı, sokakta hak ararken, biberli gaz ve copla ötelemeyeceğimizi, gözaltına alıp, onları meslektaşlarının gözü önünde yerlerde sürümeyeceğimizin ve belki de bir acı söz ile haklarını ödeşmeyeceğimizi kim garanti edebilir?

Türkiye burası!

Ayrıca, uzaktan da olsa görüntü apaçık. Bariz. Türkiye’de günümüzün geçer akçesi, toplumu akıl ve bilim yönünde değil, itikat, biat ve sadakat kapanında terbiye etmek.

Bugün camilerde akşam saatleri ve gece yarısı, Corona illetine karşı sela verilmesi, dualar okunması ve bunları da Batılının gavur icadı elektronik aletler yardımıyla, yaşam merkezlerinin tüm kılcal damarlarına, insanların beyinlerine kadar şırınga edilmesi, bütün bu sürecin doğal bir sonucu olsa gerek.

İnsanların, onca uyarıya rağmen, camilerde toplu namaza yönelmesi, kitlelerin bunu gövde gösterisine dönüştürmesi, „evde kal“ uyarısına rağmen, inatla sokağa çıkması ve „Müslüman’a birşey olmaz. Elhamdülillah Müslümanız“ söylemine sığınması, gayet doğal bir netice bence.

Hele bir de, kimilerinin rüyasında Hazret-i Mumahmmed'i gördüğünü, Peygamber'in Corona illetine karşı, bol ılık suda sumak eritip içilmesini tavsiye etmesi gibi korkunç safsataları yayması ve uygulamasına ne demeli!
Ne diyeceğim. İşte tam da bu kesim için sarfedilecek tek sözüm olabilir:

Hazret-i Muhammed, bugün yaşasaydı, ya dinini yanlış anlayan iflah olmaz bu ayrık otlarını, iman ve iyilikle suladığına pişman olur ve büyük olasılıkla bir daha düşünürdü; ya da sopa ile kovalardı çoğunu bu alemden!

İslamiyeti bu kadar gölgeleyip kirlettikleri için...

Ne diyeyim ki...

ALMANYA'NIN GÖRÜNTÜSÜ...
Oysa Almanya, buna kendisini sekiz yıl öncesinden hazırlamış. Önüne koyduğu ana hedefler ile aşamalı biçimde, Corona salgını dönemine kendini, yani tüm sağlık bakım odaklarını büyük ölçüde donatmaya başlamış.

O yüzdendir ki, ülkede 35 bine yaklaşan virüs tanılı, gözlem altındaki hasta yoğunluğuna rağmen, ölen kişi sayısı sadece 156'da kalabiliyor.

İşte bu yüzden, dünya, Almanya’nın ölü sayısını bu denli alt seviyede tutmasını bir başarı olarak görüyor ve gıpta ile bakıyor.

NEDEN?
Neden olacak! Devleti yönetenlerin, politika-program üretenlerin, kim olursa olsun, akla ve bilime öncelik vermesinden de ondan.

Yani, devlet, bilim enstitülerinden, kurumlardan gelen bilgi, uyarı ve raporlara, tedbirler öneri paketine büyük önem veriyor da ondan.

Almanya, bu sürece, kendini 8 yıl öncesinden hazırlamaya başlamış ve sağlık kurumlarını o yönde donatmayı ihmal etmemiş. 
Buna rağmen, 156 kişinin ölüm hesabı olarak, yeterli önlemi alamamakla da hala itham edilebiliyor.

Yani, devlete yön veren karar mekanizması siyasi odakların hazırlığı, Robert Koch isimli bir tıp bilimi araştırmaları kurumunun yıllar yıl önce verdiği „önemli“ ibareli bir raporu ciddiye almasıyla başlıyor.

Yani Katolik veya Protestan Kiliseleri, bugünlerde ortalığa çıkıp, ortodoks/radikal hurafeler ile halkın inançlarıyla oynayamıyor. Burada söz hakkı, sadece ve sadece akıl ve bilimde oluyor.

„BİZE BİR ŞEY OLMAZ!“
Almanya’nın bu alanda, başarılı olması, bilim insanlarına ve bilime verdiği değerle eşanlamlı bir durumdur. Halkın da, „bize birşey olmaz“ felsefesine yatmayıp, „evde kal“ uyarısına destek vermesi, farklı bir sorumluluk bilincinin etkisini ortaya koyuyor. Bireyler kadar toplumların da, önlerindeki hedefe odaklandıkları koşulda, bilim ve insan aklı ile erişebileceğini kanıtlıyor.

Bunları yazarken bile, zorlanıyorum. Ama yazmalıyım, diyorum. Çünkü artık bir tek amacım var. Türkiye'nin de bu seviyede olmasını hedefliyor, arzuluyorum. Başka bir şey beklemiyorum.

Bu süreci geride bıraktığımızda, yani "Corona'dan Sonra" aklın egemen olması tek temennimdir.

Yani, aklı bilimi, ötelemek ve bilimdışı yol ve yöntemler ile kaderciliğe sığınmak yerine, Mustafa Kemal Atatürk'ün de, neredeyse 100 yıl önce işaret ettiği ışığa yönelmek hayali, hiç olmazsa bundan sonra gerçek olur.

Dileğim, hedefim ve tüm dualarım:
Bilim için… Akıl için…
Başka bir şey değil!

DİKKAT! SON DAKİKA! MAYIS’TA GIDA MADDESİ SIKINTISI GELEBİLİR!

ÖNEMLİ NOT: Almanya’da devlete yön veren akıl odaklarından taze bir uyarı var. Mayıs ayından itibaren Avrupa’da gıda maddelerinde önemli sıkıntı olabileceğinden söz ediliyor ve alınacak tedbirleri sıralıyor. Federal Tarım Bakanlığı ise, bunu ciddiye alarak, meseleyi Berlin Hükümeti’nin gündemine taşıyor. Yani „Allah Büyük!. Yaratmasını bilen, Doyurmasını da Bilir“ demeden, önce kendi tedbirini almaya başlıyor.
Bu taze haberi de yazmadan geçmeyelim dedik.
Corona süreci sadece Almanya’yı etkilemediğine göre, Türkiye de bu olumsuz tablodan etkilenebilir gibi masal bir kaygıyla, duyması gerekenler duysun istedik.

Mehmet CANBOLAT Yorumladı.
Toplum Gazetesi/ALMANYA (YazıYorum: 26 Mart 2020)

HABERLER