Varna'nın İki Yüzü ve İki Yüzlü Biri...

 

„Yorgan gitti, kavga bitti“ denir ama; Varna bitse bile, dedikodusu henüz bitmiş değil.

Alman medyası bugün bu haberlerle dolu.

Kimi „Erdoğan çok şey elde etti“ Erdoğan „İstediğini kopardı“ diyor, kimi ise, „Erdoğanlı Bir Türkiye’nin AB Üyeliğine Hayır!“ diye başlık atıyor.

Aslına bakılacak olursa, Varna’nın iki yüzü öne çıktı. Bir de, AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker’in „iki yüzlülüğü“.

Bugüne değin, „Ben burada başkan olduğum sürece, Türkiye, „sittin sene, yani ömür boyu AB’ye giremez“ yolunda kapalı kapılar arkasındaki sözlerine rağmen, (burada AP Başkanlığı da yapan Sosyal Demokrat Alman politikacı Martin Schulz’un yalancısıyım) Varna’da izlediği strateji gerçekten çok ilginç.

Diyor ki Juncker: „…Ben aslında romantik birisiyim. Nostaljik takılırım. Türkiye ile AB ilişkilerinin geldiği bugünkü zor konumdan son derecek üzgünüm…“

Bir mendil verir misiniz Junker Bey’e…

Bırakın beni, bu sözleri duyan ve Junkers’in Türkiye konusundaki samimiyetsizliğini iyi bilen Martin Schulz şimdi ne der, ne düşünür acaba?

Jean Claude Juncker, Türkiye konusundaki yaklaşımı hiç bilinmiyormuş gibi, dün Varna’da adeta aslan kesilmiş ve kimi çevrelere de verip veriştirmiş. Kulaklarıma inanamadım:

„…Kimi çevreler, Türkiye ile ilişkileri keselim, diyor. Ben böylesi ucuz, yüzeysel ve halk dalkavukluğundan öte gitmeyen söylemlere kesinlikle karşıyım…“

Vay beee.. Martin Schulz, zamanında nasıl kıskanmış bu adamı ve açıktan açığa yalan dedikodu üretiyor:

Juncker boncuk dağıtan sözlerini bir de şöyle taçlandırıyor: „…Türkiye ile AB arasında bir bözleşme vardır. Ben görevdeyken, Birliğimiz bu sözleşmeye sadık kalacaktır…“

Varna’daki zirveden arşivlerde kalan fotoğraflarda Junker sağda, Erdoğan ortada bulunuyor. Sahnenin solunda ise, biraz farklı düşünen AB Konsey Başkanı Donald Tucke var. Onun çaldığı hava ise, Junker’e göre tam tersi.

Donal Tucks’un sözleri çok açık:

„…Türkiye bizim anladığımız manada bir hukuk devleti görüntüsünden çok uzaktır. Bu yöndeki kaygılarımızın hepsini açıkça söyledim. Bu liste çok uzun…’ (nokta)

Batı medyası, Juncker’in söylemini ve Erdoğan’ın istediği yönde bir adım gelmesini „Batılı ilkelere ihanet“ olarak tanımlıyor.

Basında ortak görüş:
„…Erdoğan, bu zirveden birşey kaybetmedi. Suriyeli mültecilerden ötürü istediği 3 milyar Euro parayı Avrupa’dan kurtardı. Çünkü, Erdoğan’ın ayakta kalabilmesi için, Türkiye ekonomisinin Avrupa Birliği’ne ivedilikle ihtiyacı var…“

İlginç bir durum daha var bugün. Mesela, AB ile doğrudan hiçbir organik bağı bulunmayan İsrail de, nedense hariçten gazel okuyor.

„Haaretz“ gazetesi bugünkü bir haberinde „Avrupa Birliği’nin, Türkiye ile ilişkileri sıcak tutması için hiçbir sebep yoktur“ diyerek, Ankara’nın 60 yıllık çabalarını ve hedefini bir çırpıda silip atmış, hedef göstermiş.

Batı medyası bugün Cumhurbaşkanı başdanışmanlarından İlnur Çevik’in görüşlerine de yer vermiş. Çevik, AB’yi, Türkiye’ye verdiği sözleri tutmamakla suçlamış ve bu gidişle, taraflar arasında döşenen politik mayının tehlikeli olacağını öne sürmüş.

Sözün sonundaki ifade ise, Batılı dilde „kışkırtma“ olarak tanımlanabilecek düzeyde:

„Avrupa, Erdoğan ile yaşamayı öğrenmek zorunda“

Türkiye, görebildiğimiz kadarıyla, eksenini bir erken-baskın seçime doğru hızla kaydırmışa benziyor. Erdoğan’ın kendi konumunu sağlamlaştırmak ve geleceğe yönelik hedeflerini tamamlamak için, her günü, her saati adeta oya gibi işliyor ve attığı her ilmik ile, gündemde „tek“ kalmaktan başka birşey düşünmüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, görebildiğimiz kadarıyla, çevresindeki kalabalıklara rağmen, kendinden başka kimseye güvenmeyen bir politikacı. Juncker’in „özel ilgisi“nden şimdilik memnunmuş gibi görünebilir ama, O’na da inanmadığından söz ediliyor.

Bakın o noktada haklı Cumhurbaşkanı.
Juncker’i yakın bir gelecekte nasıl bir Türkiye stratejisi takip edeceğini, siz de izleyin derim.

Ve bu tesbitlerimizi hatırlamanızı isterim.

(Mehmet CANBOLAT Yorumladı)
Toplum Gazetesi/ALMANYA (YazıYorum: 28 Mart 2018)

HABERLER