TÜRKİYE'DE TELEVİZYON REKLAMLARINA DÜŞEN ÜNİVERSİTELER...

Mehmet CANBOLAT Yorumluyor:

ÜNİVERSİTE Mİ? CİKLET Mİ?

Uzun süredir yollarımı ayırmıştım. Sebebi var çünkü...
Ancak bu mesafeyi dillendirirken, meslek yaşamında önemli yeri olan ciddi boyutlu televizyon gazeteciliğine duyduğum saygıda bir değişmenin olmadığına da hemen hatırlatmalıyım.

İşte bu ilkeden ötürü, Türkiye’deki televizyon programlarında baskın çıkan, bayağılık kokan programları izlemiyorum. Haberin olduğu birkaç kanal hariç.

Nasıl olduysa, bir sabah yeniden taradım aklıma gelen adı büyük o kanalları.
Hemen hepsinde reklam arasına denk gelmişim meğerse. Takıldım. O kadar şaşırdım ki, donup kaldım sanki...

Her kanalda cıyak cıyak bağıran, en abartılı tekniği, renkli görsele yükleyerek, izleyicinin gözüne sokulan reklamın ağırlığı, adını ilk kez duyduğum özel üniversitelerin, tanıtım ilanları.

Evet, bilim yuvaları beyaz camda bas bas bağırıyor; „En iyisi benim, bana geeelll.. Bana geelll“ diye.
Sanki don gömlek, sütyen pazarlayan arsız çığırtkan klasik tezgahtarı gördüm o reklamlarda.
Hatta öyle ki, kimi üniversiteler „üç atlet alana, bir don ve bir ciklet bedavaaaa“ der gibi, çocuklarına bir istikbal şansı arayan anne babaların sanki gözünü boyamayı deniyor, içeriği bilinmeyen birkaç ders kitabı ve sözüm ona bilimsel yetenek testi veya eğitsel kurslar ile...

Bir garip oldum izlerken...

Uzunca bir zamandır Avrupa’da yaşıyorum. Hayatımda ilk kez böyle bir reklamla karşılaşıyorum.
Bir bilim yuvası, işportada kendini pazarlamak için nasıl böyle yırtınabilir? Neden buna ihtiyaç duyulabilir? Nedir bu abartının temelinde yatan şey?; inanın anlayamıyorum.

Üç öğrencinin daha aklını çelip, ticarethane gibi para kazanmak uğruna mıdır yoksa bütün bu ucuz tiyatro? Ciklet satsalar, daha inandırıcı olacaklar, inanın, bu yola başvuranlar.

Türkiye’de eğitim dünyasıyla doğrudan ilintili birkaç uzman ile de konuştum meseleyi.
Hepsi de“Birkaç idealist girişim hariç, gerisi hepsi para tuzağı...“ diyor.
Ekliyorlar bir bir. Hepsi, „bir dokun, bin ah! işit“ misali. Özeti şöyle:

„...Ne vaadler veriyorlar bilseniz, ne vaadler... Yok, İngilizce eğitim, Avrupa’nın en güçlü, en saygın üniversitelerinde eğitim imkanı, yurtdışında eşdeğer diploma fırsatı ve daha neler neler... İngilizce dedikleri eğitim ise, evlere şenlik! Eğitimde, birkaçı hariç, tamamen dökülüyor. Bir güzel mutluluk masalı çoğu. İşte bu adı üniversite, kendisi kar hırsında olan ticarethane türü kuruluşlardan mezun olanlar, gerçek dil eğitimi için, kendi imkanlarıyla, yurtdışına gidiyor...“

Sorun büyük anlaşılan... Yani son 35 yıldır, devlet üniversitelerine rakip edilen özel üniversiteler ile, yüksek öğrenim hedefleri, büyük bir yapısal bir dejenerasyona uğramış. Yani, çocuğun adını koyacak olursak, açıkça yapısal bir yozlaşma diyebilirim.

Biliyorsunuz, her yıl, kaç milyon genç insan, üniversite sınavında dökülüyor ve parası olan veya kursağından kesip, çocuğu için para biriktiren aileler, bir şekilde bu üniversitelere bel bağlıyor. Parası olmayanlar ise, sadece bakmakla yetiniyor. Bir sonraki sınavı kazanmanın düşüyle avunuyor.

Yakışmıyor... Yakışmıyor... Yakışmıyor...
Akademik müfredatın tanıtılmasından çok, ya binaların dış görüntüsü veya sanki tatil köyüne davet gibi göz boyayıcı eğlence imkanlarında yüzen hayali mutlu gençlik görüntülerine izin verilmemeli bence.
Yasaklanmalı hatta. Hem de hemen!

Çünkü bilim, ciklet değildir.

Bilim yuvası, dünyanın hiçbir parasıyla ölçülemeyecek kadar değerlidir.

Ve göz boyayan sihirbazların boy gösterdiği çadır sirki; hiç değil!

Mehmet CANBOLAT Yorumladı
Toplum Gazetesi/ALMANYA: (YazıYorum: 23 Temmuz 2017)

HABERLER