"TÜRKİYE ALMANYA İLİŞKİLERİNDEKİ GERGİNLİK, BİTMELİ"

MEHMET CANBOLAT’ın Almanya Seçimleri Öncesinde Bir Pazar Gözlemi

„TÜRKİYE ALMANYA ARASINDAKİ İLİŞKİLERİ SAĞDUYU VE DİPLOMASİ DÜZELTİR, SİYASİ BAĞRIŞMALAR DEĞİL...“

Yaşamda herşey siyah veya beyaz değil.
Toplumda herkesin iyi veya kötü olmadığı gibi...

Her siyasetçi aynı değil, yani, sadece kendi bildiğinin tek doğru olduğuna inanan.Yeni şeyler duyarak, kendi bildiğini geliştirebileceğini düşünenler de yok değil.

Dr. Carsten Kühl, işte bunlardan biri. Belki siyasette böylesi politikacıların sayısı çok az. Hırsı, aklının önünde gitmeyen. Sağduyulu olmayı, empati kurabilmeyi iyi bilen...

Şimdi bu Dr. Carsten Kühl, ismi size çok yabancı bir isim gelebilir. Tanıdık ve size de biraz tanıtmak istedik.

O Almanya’nın Ren-Pfalz eyaletinde uzun yıllar Maliye Bakanlığı ve Devlet Bakanlığı gibi görevde bulunmuş ve devlet deneyimi yoğun bir isim.

Bakanlığı döneminden gazeteci olarak uzaktan tanıdığımız bu isim ile eyaletin başkenti Mainz şehrinde bir pazar kahvaltısında buluştuk. Mainz

Mainz'daki Türk Alman Akademisi Başkanı Salim Özdemir'in ev sahipliği yaptığı bu toplantının ardından, sosyal medya ortamamız için bir söyleşiye koyulduk.

Okurlarımızın önemli bir bölümü Türkiye’den de olunca, konu olarak, ister istemez iki ülke arasındaki ilişkilerin gerginliği ve çıkış yollarını seçtik. Memnun oldu. Belli ki, bu gerginlik O’nu da biraz rahatsız ediyor.

Çünkü Dr. Kühl’ün, göçmen gruplara yönelik özel bir ilgisi var, çünkü bu ülkenin artık bir göç toplumu olduğu gerçeğini çoktan kabul etmiş bir isim. Nasıl etmesin ki; 60’lı yılların başında Almanya’da dünyaya gelmiş ve o günden beri, bu ülkeye İtalya, Türkiye ve Yunanistan’dan, derken Magrep ülkelerinden gelen yabancı işgücü ile yakın çevresi oluşmuş.

„...Onlar artık benim için, göçmen veya yabancı işgücü değil, geçen yıllarla birlikte, Almanya toplumunun ayrılmaz bir parçasıdır“ diyor Dr. Kühl samimi biçimde. Çünkü, kendini bildi bileli göçmen toplumu gerçeğini bire bir yaşamış.

Yabancılara belli koşullar altında seçme seçilme hakkının tanınmasını, günümüz çok kültürlü Almanya toplumunu dikkate alan ve geleceğe odaklı bir kalıcı göç yasasının çok yararlı olacağına inanıyor.

„Bunlar için çaba sarfedeceğim“ diyor. Neden çaba sarfedecek?

Çünkü yaklaşan 24 Eylül seçimlerinde Almanya Federal Meclisi’ne bu eyaletten, yani Mainz bölgesinden aday.

Ren Pfalz’da sağlam bir bakanlık ve elinin altında önemli bir fırsat altyapısı varken, istifa edip Federal Meclis’te belki sade bir milletvekili olarak görev almanın anlamını kavramak bize zor gelse de, O, bir kez bu yolu seçmiş. İnandığı tek şey, Federal düzeyde daha güzel ve kalıcı adımlar atılabileceği yönünde bir plan.

Bölgedeki Türk kökenli seçmenlerin de desteğini istiyor.

Onların haklarını savunacağını söylüyor. Neler yapacağından örnekler veriyor. Sohbetimiz uzuyor. Merakımız, Türkiye Almanya ilişkilerinin bugünkü soğuk bir gerginliği ve geleceğin belirsizliği.

Belli ki o da bundan çok hoşnut değil. Acele ve belki hiç üzerinde düşünülmeden sarfedilmiş sözlerin yarattığı rahatsızlıktan duyduğu üzüntüyü ifade ediyor. Kavga yerine, tarafların birbirini anlaması gerektiğini ifade ediyor.

SPD Federal Başbakan adayı Martin Schulz’un „Kazanırsam, Erdoğan’a asla boyun eğmeyeceğim“ gibi söz ettiğini hatırlatıyoruz.

O ısrarla, siyasette aceleci söylemlerin kimseye yarar getirmeyeceği gibi, mevcut gerginliği daha da körükleyeceğinden dem vuruyor.

„Siyasetin en büyük silahı, sağduyu ve soğukkanlılıktır“ diye ekliyor. Duygusal çıkışlar yerine, diplomasiyi öne çıkartıyor.

„Bunu sağlayabildiğimiz ve uygulayabildiğimiz zaman, bu ilişkiler yeniden hakettiği konuma gelecektir. Bunun için çabalamalıyız“ diyor. Gelecekten umutlu bir izlenim veriyor.

Dr. Carsten Kühl, T.C. Cumhurbaşkanı’nın toplumun neredeyse yarısının oyuyla seçilmiş bir siyasetçisi olduğunu belirtiyor ancak: „O halkın gerekli desteğiyle bu göreve gelmiştir. Buna saygı duymalıyız. Ancak, bu saygı, O’nun her söylediği ve yaptığının doğru olduğu anlamına da gelmez ve yanlışlıkları da kabullenmek gibi bir davranış içinde olamayız.“ görüşünün altını çiziyor.

Sosyal Demokrat Parti SPD’li aday Dr. Carsten Kühl ayrıca, Erdoğan’nın Almanya’daki Türkler’e, „falanca partileri desteklemeyin“ yönündeki çağrısını ise, son derece yanlış bir adım olarak tanımlıyor.

Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan oluşmadığını sözlerine ekleyen Dr. Kühl, Almanya’daki Türk kökenli seçmenin asıl şimdi sandığa gidip, demokratik konumlu sağduyu sahibi bir partiye oy vermesinin büyük önem taşıdığını söylüyor.

Dr. Carsten Kühl, SPD olarak, Almanya’daki Türkiye kökenli seçmenlerin Sosyal Demokratlar’dan yana tavır koyacağına olan inancını vurguluyor.

Kühl, bir sorumuz üzerine, AfD Genel Başkanı Alexander Gauland’ın SPD’li Entegrasyondan Sorumlu Devlet Bakanı Aydan Özoğuz’a yönelik ırkçılık kokan „Aydan Özoğuz’u Anadolu’nun Çöplüğü Temizler“ şeklindeki hakaretini de sert şekilde eleştiriyor.

Alman milletvekili adayı: „İşte bu yüzden de, Türk kökenli seçmenler, 24 Eylül’de mutlaka sandığa gitmeli, bizlerin elini güçlendirmeli ve ırkçılara, siyasi zeminde hadlerini bildirmemize imkan tanımalıdır.“ diyor.

Dr. Carsten Kühl, inandırıcı bir şahsiyet. Devlet deneyimi ile, diplomasinin abc’sini iyi biliyor.

Türkiye ile ilişkilere çok önem veriyor ve bu ilişkilerin düzelmesi için görev almaya hazır belli ki...
Yolu açık olsun, diyoruz, başka ne diyebiliriz ki...

Mehmet Canbolat Yazdı
Toplum Gazetesi/ALMANYA (Haber-Gözlem: 17 Eylül 2017)

HABERLER