Su, İnsanlık Hakkıdır. Asla Engellenemez!

Mehmet CANBOLAT Yorumluyor: (Özgürce Paylaşabilirsiniz)

UNUTMA! BUGÜN GÜNLERDEN 21 MART… VE İYİ DÜŞÜN!
SU, BİR İNSANLIK HAKKIDIR…

Hayatta bazen aynı konuyu zaman zaman hatırlayıp, üzerinde biraz düşündüğünüz olabilir.

Ama bunlar içinde öyle konular vardır ki, zaman zaman değil, hergün hatırlamak, ciddiye almak ve üzerinde durmak ve inadına aynı şeyi söylesen de sık sık kaleme almak, görmeyen gözlere sokmak gerekiyor.

Mesela "SU".
Söylemek istediğim sadece bu.

Geçen yıl yazmıştım. Suyun önemine ve geleceğine yönelik karamsarlığı dillendirmiştim.

Ancak bugün, hem de özel bir günde yinelemeyi, "abartı" değil, bir uyarı olarak kaleme almayı, yurttaş sorumluluğu olarak görüyorum.

Bir ön uyarı refleksi olarak da görebilirsiniz bu makaleyi, tabii ki, sonuna kadar okuma külfetine katlanacaksanız...

Evet; son söylenmesi gerekeni başında söylemeyi, yeğliyorum... tercih ediyorum...

Farkında mıyız değil miyiz ama, dünya gizli bir "Su Savaşları" içinde. Bunu engellemek, kendi elimizdedir.

Bunun için bazı şeyler üzerinde biraz kafa yormak, yürek yormak gerekiyor.

Bugün 21 Mart. „Dünya Su Hakkı Günü“, diyebilirim, ille de bu günü, bir sıfatla öne çıkartmam gerekiyorsa…

Bugün çoğumuzun, hemen hergün, belki hiç düşünmeden, hoyratça kullandığı suyun önemini ortaya koymak ve, duyarlılık yaratmak bağlamında özel adlandırılmıştır bir gündür, 21 Mart.

Neden bu kadar önemli? demeyin. Belki şu an bile, musluğunuzdan akan suyun nereden nasıl geldiğini, herkesin sizin, bizim kadar bu konuda şanslı olmadığını hatırlayın bir an.

Çünkü durum, suyun konumu, bugün çeşmemizden aktığı gibi değildir.

Unutmayalım, belki boşuna akan bu su, başkasının hayatından biraz çalıntıdır, yaşama hakkına tecavüzdür çünkü. Daha radikal bir söylemle, suçtur.

Çünkü, su konusunda acı çeken, yokluk yaşayan o kadar insan yoğun bölgeler var ki, yerkürede. Latin Amerika ülkelerinin büyük bölümü, yıllardır içme suyu kıtlığından muzdarip. Varolan ve kullanılan sular ise, içim kalitesinden çok çok uzak ve bazen yaşamı tehlikeye sokacak kadar da kirli.

BM 2018 yılı verilerine göre, dünya nüfusunun neredeyse yarısı, su kıtlığı tehdidiyle yüzyüze bir yaşam sürüyor. 

Yine BM’nin bir araştırmasına göre, yaklaşık 3,6 milyar insan bugün, yılda en az 30 gününü susuz geçiriyor, geri kalan zaman diliminde ise, su darboğazıyla yaşıyor.

Dünyada artan nüfus, su kaynaklarının sınırlı olması, yozlaşan, kimliksizleşen bir tüketim kültürü ve iklim değişiklikleri, hiç kuşkusuz bu olumlu tablonun ana sebeplerini oluşturuyor.

Bu nedenle, suyun adil, eşit ve hakça dağılımı için, radikal önlemler gerekiyor. Yani suyun, tekellerin elinde bir ekonomik silah olarak kullanılmasının önüne geçmek gerekiyor. Hem de hiç vakit yitirmeksizin.

Aksi takdirde, 2050 yılına kadar, yani diyelim 30 yıl sonra, dünya nüfusunun 5 milyarı, ciddi ve yaşamsal boyutta bir su sorunuyla karşı karşıya gelecek.

Dünya nüfusunda yüzde 18 gibi önemli bir orana sahip, Hindistan’ı bekleyen en yakın tehlikenin su olduğunu da unutmayalım.

Resmi verilere göre, bu ülkenin nüfusunun önemli bir bölümü, 2040 yılında büyük bir susuzluk tehlikesi yaşayacak. Tahmin etmesi, düşünmesi güç ama, bilmemiz gereken gerçek bu…

Belki de, fazla iddialı söylediğim düşünülmesin, su, yakın gelecekteki küresel savaşların ana tetikleyici sebebi olacak. Evet, tekrarlıyorum, böye gidersek, gelecek kuşaklarımız, su savaşları yaşayacak.

Dediğim gibi, su kaynaklarının giderek, uluslararası tekellerin elinde ekonomik silah olarak kullanılmasının önüne geçmek gerekiyor. Bu önlem kaçınılmazdır ve elzemdir, acildir. Bu kadar basit.

Ayrıca su kaynaklarının hoyratça kullanılmaması yönünde, bireylerde duyarlılık kadar, toplumsal, küresel duyarlılık, hassas sorumluluk, şarttır.

Bunun yanısıra, yeni su kaynaklarının yaratılması için, silahlanmaya yapılacak yatırım yerine, bilimsel araştırmalara daha fazla bütçe ayrılmalıdır.

Su kaynaklarının globalizm yani küreselleşme adı altında, çılgınca özelleştirilmesine, insanın varlık sebebi olan suyun, acımasız ulusal veya uluslararası tekellerin eline geçmesine, kesinlikle izin verilmemelidir.

Yani savaşmamak için, hiç ihtiyacımız olmayan yeni felaketleri getirebilecek müstakbel sorunlara karşı bugünden önlem alınmalıdır.

Bu arada üzerinde pek konuşulmasa da, dünyamızda var olan su kaynaklarının bir dizi sebebi vardır. Örneğin, ormanlık alanların hızla yitirilmesi de, su rezervlerinin azalmasının ana tetikleyici sebeplerinden biridir.

Yine BM raporlarına göre, örneğin dünyadaki ormanlık alanların üçte ikisi, farklı etkenler yüzünden hasarlıdır. Bunun yanısıra, bugün tarım alanları olarak kullanılan araziler de, uzmanların tesbitlerine göre, son derece elverişsiz durumdadır.

Araştırmalarda, bu konuda, gelecek için kaygı verecek boyutta, ilginç veriler de yok değil. Örneğin, 1900 yılının başından bu yana, dünyadaki doğal ve nemli tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 70’i, tahrip edilmiş vaziyettedir.

Uzmanlar: „Bu nedenle, yeraltında su birikimlerinin oluşumu engellenmiş oluyor ve dolayısıyla su rezervlerimiz azalıyor,“ diyor.

Bizler şu an kimbilir nelerle meşgulüz ama, dünyayı bir felaketten kurtarabilmek için, bir avuç insan, su kaynaklarının korunması, insanlığın en büyük su sorununun çözümlenmesi için, adı sanı bilinmeyen çok sayı da uzman da bu işlere gece gündüz kafa yoruyor.

Ama biz bu iyiniyetli ve insanlık adına yapılan çalışmalardan ne kadar haberdarız acaba?

Belki farkında bile değiliz.

O yüzden, bu konuyu bir yıl önce de, yine aynı gün yani bugün kaleme almıştım. Ve şimdi de hiç üşenmeden, yılmadan o yüzden herkesi biraz daha duyarlı olmaya davet ediyorum.

Çünkü su, bireyin kendi sorunu değildir. Özelimiz, hiç değildir. Çünkü sorun, bizi de doğrudan ilgilendiren küresel bir sorundur.

UNUTMAYALIM; su bir insanlık hakkıdır.
Bu hakların elimizden alınmaması için sorumluluk, duyarlılık ve mücadele şarttır.

Çünkü, SU HAYATTIR… Varoluş sebebimiz..
Nasıl "bana ne?" diyebiliriz?

Nasıl "BANA NE!"?

Mehmet CANBOLAT Yorumladı
Toplum Gazetesi/ALMANYA (YazıYorum: 21 Mart 2019)

HABERLER