"SOYKIRIM" DEYİNCE, BAĞIRMAYALIM. SADECE FISILDAYALIM"

Dünyada Hızla Destek Bulan Sözde „Soykırım“, Frankfurt’ta İlginç Bir Söylem Doğurdu. (Sonuna dek okuyunuz)

„BUGÜNE KADAR HEP SLOGANLARLA BAĞIRDIK... ÇAĞIRDIK...
ONLAR İSE SADECE FISILDADI VE HEP SONUÇ ALDI.
BİZDE ARTIK BAĞIRMAYALIM... FISILDAYALIM!.."

Dünyada her geçen yıl, sayıları artan oranda farklı ülke, sözde „Soykırım“ konusunda, Erivan ve Ermeni Diasporası’nın ürettiği tezler yönünde destek kararı alıyor ve bu sayı 2017 yılında 28 ülkeye çıktı.

Türkiye’nin dış politikasını son yıllarda çok meşgul eden sözde „soykırım“ meselesinin bu denli yaygınlaşmasında, Ermenistan’dan çok, dış ülkelerdeki „Ermenici“ lobiler atak oluyor ve sonuç alıyor.

Bu süreçte, Türkiye ve Türk toplumu ise, adeta „seyirci kalıyor“ ve sözde „soykırım“ söylemlerinin gündeme geldiğinde Türkler, sadece meydan mitinglerinde sadece slogan atarak, tepkisini sergiliyor. Ancak bu reaksiyonlar bile, karşı tarafın hanesine „artı puan“ olarak yazılıyor, Türkler sürekli biçimde „soykırım inkarcısı“ damgası yiyor...

Bu özet sonuç, Frankfurt TGB-Türkiye Gençlik Birliği’nin Ocak ayı sonunda düzenlediği bir hafta sonu seminerinde ele alınan konuların, adeta anafikri oldu.

Darmstadt’taki Manzara Verlag adlı ve özellikle Ermeni Soykırımı meselesi eksenindeki Türkçe, Almanca ve İngilizce kitaplarıyla tanınan yayınevi yöneticileri Kemal Bölge ve Ferhat Avşar’ın konuşmacı olduğu bu toplantıda, sözde „Ermeni Soykırımı“na karşı, gerek Türkiye’deki tarihçilerin, gerek yurtdışındaki Türk sivil toplum kuruluşlarının yaptıkları yanlışlıklardan örnekler verildi ve geleceğe yönelik stratejinin yol ve yöntemleri ele alındı.

Kemal Bölge ve Ferhat Avşar’ın verdiği bilgiye göre, örneğin Amerika Birleşik Devletleri’nde 51 eyalet var ve bu ülkede 48 eyalet, sözde „Soykırım“ı resmen tanıdı. Soykırım eksenli kitap, makale, söyleşi türü yayınların sayısı dünyada 26 bini geçti.

Sadece Amazon üzerinden „Völkermord Armenier“ sözünün yazılması halinde toplam 158 netice çıkıyor. Türk tezini savunan yayın sayısı ise 10 ve bunun da 8’i Manzara Verlag çalışması oluyor. Türk öğrenciler, bu alanda bir tez hazırlayacak olsa, kütüphaneye gittiğinde, karşısına genellikle Ermeni tezleri savunan kitaplar çıkıyor. Alman kamu televizyonları, Türkler’in de ödediği vergilerle, Ermeni tezlerini savunan filmler yayıyor ve yayınlıyor. Buna karşı sessiz kalıyoruz.

Konuşmacıların tesbitleri arasında özellikle dikkati çeken noktalar özetle şöyle:

„Ermeniler, Türkler’i kışkırtmak için her yolu deniyor. Yani „soykırım olmuştur“ diyor ve Türkler hemen öfkeyle ayaklanıyor ve „soykırım yoktur“ diyor. Böylece „soykırım inkarcısı“ ilan ediliyor. Ermeniler, akılda kolay kalsın diye, çok basit dil kullanıyor. Mesela „Türkler 1,5 milyon Ermeni’yi öldürmüştür...“ „...Türkler, Hıristiyanları katletmiştir...“ „...Teşkilat-ı Mahsusa, bir SS örneğidir...“

Ermeni aktivistler ayrıca, duygusal resimler ve öyküleri iyi kullanarak duygu sömürüsünü rahatlıkla başarıyor. Ermeni lobiciler, ilke olarak her programda sayısal üstünlük imajı veriyorlar. Biz Türkler ise, artık yanlış yöntemlerde ısrar ediyoruz.

„Tarihçiler uzlaşsın. Ortak tarih yazsın“ diyor. Oysa Ermeniler’in böyle bir derdi yok ki.. Yani Ermenistan tezlerini kullananlar, uzlaşıdan çok, çatışkı ve gerilimden besleniyor. Ermeniler bir toplantı düzenliyor. Biz gidip o salonların önünde bağırıp çağırıyoruz.

Biz düzenlediğimizde, hiçbir Ermeni gelip, protesto ediyor mu? Sessiz kalıyor. Ayrıca tarih tarihtir. Tarihte uzlaşma diye birşey olamaz. Ermeniler, iddiaları sessiz ama derinden bir yolla sürekli gündemde tutmayı deniyor. Onlar için hedef hakikat değil, dikkattir. Biz bağırıyoruz, onlar fısıldıyor.

Fısıldamak, çok önemli bir pazarlama tekniğidir. Günümüz artık bilgi savaşından geçiyor. Bu gerçeği kabul edelim ve sürekli tepki olsun diye, bağırmak yerine, biz de aynı taktiği uygulayalım, fısıldayalım. Düşünce ve tezlerimizi yayalım. Bol bol kitap üretip, pazarlama gücümüzü kullanalım. Artık bağırmak yerine değişik bir üslup geliştirmeliyiz. Ya bir yol bulmalı veya yeni bir yolu yapmalıyız. Yayıncılığa ağırlık vermeliyiz. Yabancı araştırmacıları kazanmalıyız...“

TGB Frankfurt salonundaki bu seminerde ayrıca, Giessen yakınındaki Pohlheim kasabasında belediye meclisinin aldığı „Soykırım Anıtı“ dikme kararı tartışıldı ve bu gelişmenin sebep-sonuçları üzerinde duruldu.

Frankfurtta yeni göreve başlayan T.C. Frankfurt Başkonsolosluğu Başkonsolos Yardımcısı Servet Köksal’ın da katıldığı bu fikir üretim toplantısında dile gelen görüşler arasında şu noktalar üzerinde görüş birliğine varıldı:

„...Batılı ülkeler, böylesi anıtları açmak için, taktik gereği önce küçük beldelerde bir test yapıyor. Burada yaşanacak tepkiler ve gelişmelerin ışığında taktik belirliyor ve ardından da, büyük kentlerin de, bu sürece yeni halkalar eklemesi yolu izleniyor.

Bu veya buna benzer, Türkiye’yi ve Türk toplumunu rencide edecek girişimler karşısında, Almanya başta olmak üzere Avrupa Birliği’ne üye ülkelerde önemli bir genç dinamik potansiyel var ve bu kesimden insanlarımız, artık yaşadığı ülkenin dilini adeta anadil olarak görüyor.

Genç potansiyelimize yönelik, Türk sivil toplum kuruluşları bünyesinde eğitici ve bilgilendirici özel seminerler yapılmalı ve bu genç dinamik potansiyel, bilgi savaşında, hamasi birkaç söylem ve salt sloganla değil, düşünce ve fikirle donatılmalıdır. 

Bu tesbit, bugün olduğu kadar, gelecekte de önem taşıyacaktır ve genç kuşakların bugünden tezi yok, sözde „Soykırım“ meselesinde doğru bilgi ve üretici düşünce ile kapsamlı bir eğitimden geçirilmesi gerekir...“

Toplum Gazetesi/ALMANYA (Haber: 28 Ocak 2018)

HABERLER