MESAJ ALINDI MI ACABA?

Her seçimde ister genel ister yerel ve ister halk oylaması olsun seçmen daima bir mesaj verir. Sonraki seçimler de daha önce verilen mesajın anlaşılıp anlaşılmadığına veya ne ölçüde anlaşıldığına göre neticelenir.

Bu bir. Bir de siyasetin her alanında ister devletler çapında olsun ister iç siyasette olsun döngüler vardır. Döngü dönemlerinde bir güç başat güç olarak ortaya çıkar ve bu güç kendisine meydan okuyacak bir başka güç çıkıncaya kadar da başatlığını korur.

Başat siyasal güce meydan okuyacak yeni bir gücün ortaya çıkması da seçmenlerin sandıkta verdiği mesajlarının anlaşılması durumuna göre mümkünleşir.

Batı demokrasilerinde bu döngü dönemi ortalama 2 veya 3 yasama dönemidir. Yani 8 veya 12 yılda bir iktidarlar değişir. Çok ender olsa da daha uyun s üren başat güçler görülmektedir. Nitekim Almanya’nın yeniden birleşmesinin mimarı Helmut Kohl 4 dönem iktidarda kalmıştır.

Şimdi bu iki genel sav – mesajın alınması ve döngü süresi- çerçevesinde siyasal yaşamımıza bir göz atalım. Türkiye’yi 17 yıldan beri başat siyasal güç olarak AKP yönetiyor. Yani Batı demokrasilerinin ortalamasından daha uzun bir dönem AKP tarafından yönetiliyoruz.

Dönemin bu kadar uzun sürmesi de sürekli olarak “muhalefet yokluğunda” arandı. Hatırlarsak bu dönem boyunca hep şu tümleci işittik, ya da eleştirilerimizde aynı cümleyi kullandık:

“Türkiye’nin asıl sorunu muhalefet sorunudur. Muhalefetsizliktir.”

7 Haziran 2015 genel seçiminde seçmen ilk defa AKP’ye “artık yeter” mesajını verdi. Ancak AKP hem o mesajı, hem de ondan sonraki seçimlerde seçmenin verdiği mesajı almamış olmasına rağmen bir süre daha siyasal başat güçlüğünü koruyabildi.

Bunun başlıca nedeni bu başat güce meydan okuyan ve siyasal tarihimize 7 Haziran ruhu olarak geçen muhalefet cephesinin de seçmen mesajını almamış olması, daha doğrusu muhalefet cephesinin bir kanadının koparak başat güce katılması oldu.

7 Haziran seçiminde seçmen muhalefet kanadına “bir araya gelin ve eleştirilerinize konu olan sorunları el-ele vererek çözün” mesajını vermişti. Bunu yapamazsanız ben AKP’yi defterden tamamen silmiş değilim, iktidarı tekrar ona veririm mesajını da eklemişti.

Bu iki mesajı her iki kanat da anlayamadı. Muhalefet kanadının bu mesajı almamasından yararlanan AKP ise seçmene “Bak işte anlaşamıyorlar” diyerek başatlığını korumasını becerdi.

Ondan sonraki seçimlerde ve halk oylamalarında seçmen sandığa attığı oyların muhalefet tarafından korunamadığına tanık oldu. Evet-Hayır halk oylamasında muhalefetin bu zaafı açıkça ortaya çıktı. Mühürsüz oyların geçerli sayılmasında da aynı durum yaşandı.

Muhalefet seçmenin oyumu korumak zorundasın mesajını ancak 31 Mart seçimlerinde anlayabildi ve ilk defa sandığa atılan oylara sahip çıkabildi. 31 Mart gecesi saat 22.30 dolaylarında başlatılan ve 13 sat süren bir mücadele sonunda bastırılan sandık darbesi bu sayede önlenebildi.

Eğer o gece oylara sahip olunmasaydı ne bugünkü gelişmeler ve ne de AKP’yi 800 bin oy farklı hezimete uğratan gelişmeler yaşanacaktı.

Şimdi dönelim seçmen mesajlarına: 31 Mart’ta seçmen AKP’ye “Sen artık başat siyasal güç değilsin. Yeniden başat güç olmak için kolları sıva” dedi. Niyeti AKP’yi siyasal sahneden tamamen yok etmemek olduğu için de bunu çok büyük bir oy farkı ile yapmadı. AKP ise bu mesajı almak yerine gibi tam aksine milletle inatlaşarak seçimi yeniletti.

Sonuçta 23 Haziran İstanbul seçimi Türk siyasal yaşamında AKP’ye meydan okuyan muhalefet kanadını artık başat güç haline getirdi. Yani yeni bir döngü dönemi başladı.

Bu dönemin n e kadar süreceğini de muhalefet kanadının “Millet İttifakı” ya da “Demokrasi İttifakı” olarak adlandırılan bileşenlerinin bütünlüğünü koruyabilmelerine ve ne kadar süre ile koruyabileceklerine bağlıdır.

Ayrıca bu kanadın kazandığı belediyelerdeki performansları da süreyi tayin edecek önemli bir faktör olacaktır.

Siyasetin bu yeni başat gücüne AKP tekrar meydan okuyabilir mi? Bu sorunun yanıtı hem seçmen mesajını anlama kapasitesine, hem de kendi içinde başatlığını kaybetmesin neden olan gelişmelerin hesaplaşmasında yaşanacaklara bağlıdır. İlk günlerde görünen o ki AKP liderliği seçmenin mesajını anlamakta zorlanmaktadır.

Cumhur ittifakı denen birlikle devam edileceği ile ilgili ilk açıklama da bunun işaretini vermektedir. AKP’nin tekrar meydan okuyabilmesi ancak bugüne gelinmesine yol açan tüm nedenlere karşı çok radikal değişimlerle cevap vermesi mümkün olabilir ki ilk izlenimler parti liderliğinin bu anlayıştan çok uzak olduğunu göstermektedir.

Benim gözlemlerime göre AKP’yi önce içerden başlayan bir bölünme beklemektedir. AKP, aynen Refah Partisi yerine AKP’nin doğmasında olduğu gibi yeni bir gelişmeye yol açmaya gebe görünmektedir.

Bu olasılık çok kuvvetlidir. AKP liderliğinin böyle bir gelişmeyi önlemesinin ise sadece ama sadece tek bir yolu vardır: Tek adamlığa dayanan yeni ucube sistemden derhal vazgeçmek ve parlamenter sisteme eski eksiklik ve noksanlıkları giderilmiş olarak dönmek için hemen muhalefetle temasa geçmek.

Bu da, AKP Liderliğinin tam tarafsız ve bağımsız bir yargı sistemini kabul etmesi, seçim güvenliği ve baraj konularında demokratik düzeltmelere razı olması anlamına gelmektedir. Ki geçmişte olup bitenler mevcut liderliğin bunu kabul edeceğine ihtimal vermemektedir.

Vermemektedir ama unutmamak gerekir ki bahis konusu olan bu defa AKP’nin bekasıdır. Çünkü 23 Haziran’da seçmen 800 binden fazla oy farkı ile AKP’yi sadece başat olmaktan çıkarmamış, ona bekasının da söz konusu olduğunu hatırlatmıştır.

Son 17 yıl içinde bu partinin nasıl 180 dereceye varan sayısız dönüşler yaptığı hatırlanırsa çok az ama çok az da olsa böylesine radikal bir dönüş olasılığı tamamen sıfır olarak sayılmamalıdır. Bu, olması elbette istenecek çok olumlu bir gelişmedir Çünkü sadece Türkiye ve demokrasi değil, aynı zamanda AKP de bundan kazançlı çıkar.

23 Haziran oy farkı 25 bin değil, 50 bin değil 100 bin,125 bin değil 800 binden de fazla. İktidarın başı otobüslerle taşıdığı kalabalıklara hep muhalefete “Osmanlı tokadı” atma sözü verdirdi. Binali Bey de son mitinglerinde “Osmanlı tokadı atamaya hazır mıyız?” diye sesini yükseltmişti. Gerçekten23 Haziran’da Osmanlı tokadı atıldı. Mesajı hala almamış olsalar da belki sesi dünyanın her yerinde duyulan bu tokadın gidilen yoldan hemen dönülmesinde bir etkisi olabileceği de akılda tutulmalıdır.

23 Haziran mesajı konusunu irdelerken konuyu Batılı demokrasilerinde olduğu gibi iktidarların sandıkta değişmesi olarak değil de “siyasal başat güç” değişimi açısından ele almanın nedeni bu seçimin iktidar değişikliğine yol açmamış olması, buna mukabil siyasal başat gücü değiştirmiş olmasıdır.

İstanbul seçimi sadece belediyenin iktidarını değiştirmiştir ama siyasal iktidarı değiştirmemiştir. İktidar iktidarlığını her şey normal giderse daha 4 sene koruyacaktır.

Unutulmamalıdır ki AKP, İstanbul seçimini bir avuç yandaşının İstanbul’un ballı-kaymaklı olanaklarını sömürmeye devam etmesi için yenileterek kendisini aynı zamanda “topal ördek” durumuna da düşürmüş bulunuyor. 800 bin farkın yarattığı ve yaratacağı sonuçlar iktidarı gerçekten “topal ördek” yapmıştır.

Seçim ister 4 yıl sonra yapılsın, ister öne alınsın -ki bunu iktidar kanadında yaşanacak gelişmeler belirleyecektir.

23 Haziran Türk siyasal yaşamında siyasal başat gücü değiştirdiği için bundan sonraki siyasal gelişmelerde artık muhalefet kanadı başrolde olacaktır.

Bundan böyle siyasal yaşamımızda –geçen dönemlerin aksine- muhalefet değil iktidar sorunu konuşulacaktır.

Kemal ŞENER Yazdı.
Toplum Gazetesi/ALMANYA (Makale: 26 Haziran 2019)

HABERLER