Martin Luther'den Adolf Hitler'e Bir "İŞ"in Sırrı!

Mehmet CANBOLAT Yorumluyor:

MARTİN LUTHER’DEN ADOLF HİTLER’E, BİR „İŞ“İN SIRRI...

Birbirlerini hiç görmediler. Çünkü hiçbir zaman kesişmedi yolları...

Çünkü ikisi de birbirinden farklı zamanların adamı. İkisi de dünyanın gidişatına radikal boyutta yön veren iki çılgın isim. Birbirleriyle hiç ilintileri yok ama, bir noktada ikisi de aynı çizgide duruyor. 1. İş delisi olmak 2. Musevi düşmanlığı Birinin adı Martin Luther, diğerinin ise Adolf Hitler. 2017. Özellikli bir yıl.

Çünkü bu sene, Hıristiyanlık inancını Katolizm ve Protestanlık diye iki ayrı yöne ayıran dindar Martin Luther’in, 500. yılına denk geliyor ve Batı’da, özellikle de Almanya’da 1 yıl boyunca farklı etkinlikler gerçekleşiyor. Protestan kiliseleri, bilim yuvaları, vakıflar, düşünce kulüpleri Martin Luther’in dönemindeki mücadele yıllarını ve günümüze dek uzanan bir tarihi değişim sürecini ele alırken, herşey ortaya konmuyor ama. Çünkü güllük gülistanlık değil herşey, elbet. „Anti Martin Luther Günleri“ adıyla, duyunca garipsediğimiz çalışmalar da yok değil.

„Bunlar neymiş?, Kimmiş?“ diye merak edip araştırırken, ilginç bilgilere rastlıyor insan. Katolikler’in 500 yıl öncesine dek topluma dayattıkları „cehennem korkusu“nu, kararlı bir duruş ve cesaretiyle aşan ve bunu topluma aşılamayı başaran Martin Luther’in mücadele ruhundaki enerji gerçekten yadsınamaz. Yani işkolik diyebileceğimiz boyutta, çalışmaktan başka birşey düşünmeyen bir çılgın dindardır O. Bugün Almanlar, nasıl ki, dünyada „ çok çalışkan“ veya „işten başka birşey düşünmeyen millet“ olarak biliniyorsa, bana öyle geliyor ki, bunun kökeni Martin Luther’e dayanıyor.

Çünkü, 500 yıl önce kiliseler içinde verdiği direnişte, üretmenin önemini ortaya çıkartan Martin Luther’dir „çalışmayı“ Tanrı’nın emri olarak gören, yorumlayan ilk kanaat önderi. Bu nedenle kendi ırkının, Almanlar’ın da çok çalışması gerektiğini söylüyordu. Yani üretmek, üretmek üretmek... Alın teriyle kazanmak... Ve böylece Tanrı’ya hizmet sorumluluğunu yerine getirmek. Ancak Museviler öyle mi? Hayır!

Martin Luther’e göre, Museviler, „hiç çalışmayan, çalışmadan ceşitli ayak oyunları ve numaralarla, faize para vermekle para kazanan, ticaretle uğraşan, Almanlar’ın sırtından servetine servet katan, kurnaz bir ırk.“ Martin Luther’in bugün pek bilinmeyen bu yorumu, ne var ki, tarihin korkunç bir sayfasında, bir başka çılgına ilham kaynağı oluşturabilmiş. Adolf Hitler’den söz ediyorum. Yani, 1933-1945 yılları arasında sadece Almanya’yı değil, dünya coğrafyasını lanet faşizan düşüncesiyle değiştiren Hitler’in çılgınlığının esin kaynaklarından birisi olduğunu görüyoruz Martin Luther’in. Kendisi de bir katolik olan Hitler, genç Alman filozof yazar Nikolas Lelle’nin bir araştırmasına göre, 1920 yılında bir konuşma yapmış ve ilk kez, Naziler’in Almanca dilinde „Arbeit“ diye geçen iş, çalışma konusunda bir değerlendirmede Martin Luther’e övgüler dizmiş.

Hitler bir konuşmasında Martin Luther'i "Alman tarihinde en büyük kişilik" olarak nitelemiş ve devamla: "O, bugün şimdi görebildiğimiz Yahudiler'in gerçek yüzünü önceden farketmiştir" demiş. Adolf Hitler, Martin Luther'i tanımlarken ayrıca: "Luther'in, kendi zamanında Katolikler'e karşı verdiği amansız mücadele yanlıştı. Keşke bu enerjisini, Yahudiler'e karşı kullansaydı, durum bugün farklı olurdu." ifadeleriyle de dikkati çekiyor. Hitler, burada ve daha sonra başka konuşmalarda, Türkçe’si ile: „Safkan Alman, sadece toplumsal çıkar için çalışır. Yahudiler ise, sadece kendi cebi için. Onlar, kamu yararı gözetmez“ ifadelerini kullanıyor.

Her iki çılgının yaşadığı dönemler arasında neredeyse 400 yıllık bir zaman farkı var. Sonuçları bağlamında baktığımızda, farklılık sadece zamanla kalmıyor. Çünkü, Museviler’i hedef alan söz, Luther’de sadece bakış açısıyla kalmış. Ancak, sözün Hitler döneminde radikalleşmesiyle yani sözün dilinin bıçak gibi bilenmesiyle, milyonlarca Yahudi, ya gaz odalarında hayatını kaybetti, ya ölümüne çalışma kamplarında...

Ya da sürgünde. Büyük bir insanlık dramı anlayacağınız. Hitler’in bu çizgideki çılgınlığı hatta öyle bir noktaya erişmiştir ki, Almanlar, hangi işin, Alman işi, hangisinin ise olmadığını kategorize etmeye başlamıştır. Yani herkes, „iş“ dendiği zaman, çalışıp üretmeyi anlar fakat, Almanlar’ın „iş“ sözcüğünden anladığı ise, herkesten çok farklıdır. Bugün dünyada „Alman“ deyince akla önce „çalışmak“ kavramı geliyorsa, „Made in Germany“ nitelemesine olan güvenin de sebebi de, bu çalışkanlık ve çok çalışmak gerçeği olmalı kanımca.

Gerçi Evangelist kiliseler, yani Protestanlar, bugün Martin Luther’in kendi döneminde yaptığı „Almanlar ve İş“ değerlendirmesini inkar etmiyor, ancak bunun Hitler ile kıyaslanmasının doğru olmayacağını da vurguluyor. Haklılar. Aynı görüşteyiz. Ancak onun da, Almanlar’ın, sanki „çalışmak“ üzere dünyaya gönderilmiş bir soy olduğu gerçeğini örtebilir mi? Elbette değil.

Bir diğer gerçek ise, Hitler, Luther’in bu sözünü dayanak alıp, övgü dizerek, Musevi düşmanlığını bu şekilde legalize edebiliyorsa, Luther’in de bugünün tablosunda bir sorumluluk taşıdığını, böylesi bir sorumluluğu teorik olarak dillendirmek de, yanlış olmasa gerek! „Martin Luther İle 500. Yıl“ konusu bu sene, Protestan kiliselerinde yoğun biçimde ele alınıyor. Ancak, bu etkinlikler arasında, Martin Luther’in, Diktatör Adolf Hitler’i etkileyen „Musevi yaklaşımı“ hiç yok.

Gerekli görmemişler, belki. Ama yine de söylemeliyiz. İnanç eksenindeki tabular, sadece o veya şu inanca özgü birşey değil. Katolik dünyasındaki bir dizi tabuyu yıkan protestanlık inancı da, kendi içinde bir dizi tabu oluşturmuş. Görmek veya nedense hatırlamak istemediği tabular. Batı’da kiliselerin kan kaybından söz ediliyor son zamanlarda. Yani Hıristiyanlığa sırt çevirenlerin sayısı her geçen yıl daha da artıyormuş.

Bu olumsuz gelişme, kuşkusuz sadece demografik gerileme ile izah edilebilecek birşey değil. Başka sebepleri olmalı... Daha başka... İnananlar, demek ki, gidişattan, durgunluktan, tabulardan rahatsız. Almanya’da yerleşik Müslüman toplumundan kimi kesimlerin, kilise satın alıp, kendi inançları doğrultusunda merkeze dönüştürdüklerini duyuyoruz.

Bugünün fotoğrafı, geleceğin büyük tablosunu haber veriyor sanki...

Mehmet CANBOLAT Yorumladı. Toplum Gazetesi/ALMANYA: (YazıYorum: 24 Temmuz 2017)

HABERLER