Kudüs İçin Çok Özel Bir Senaryo: "Made in USA

Kudüs İçin Çok Özel Bir Senaryo: MADE IN USA

Yaşananlar tipik bir „Made in USA“ senaryosu.
Çünkü herşey açık. „Ama“sı yok.

Duruma bakar mısınız?

Hıristiyan alemi kutsal Noel günlerini bir parça huzur umuduyla yaşamaya çalışırken, ABD’nin en büyük çılgını Donald Trump Efendi, „Büyükelçiliğimizi Telaviv’den Kudüs’e taşıma kararı aldık“ diyor.

Bu mesaj aslında, sadece bir büyükelçilik hizmet binasının, bir yerden, diğer bir yere taşınması değildir. Daha ileri ve oldukça sakıncalı ve hatta son derece riskli bir adımın ön habercisidir.

Trump denilen efendinin ağzından açıkça: „Kudüs, İsrail’indir“ diye ilan ediliyor. 
Var mı bunun aksini düşünen?

Bir diğer bakış açısıyla, yıllardır hedeflenen ve artık dünyada iyice kanıksanmış olan Filistin devleti planının suya düşmesidir.

Nitekim korkulan da oldu. İslam dünyası ayaklandı ve Türkiye de haklı olarak, bir tepki ortaya koymaya başladı.

Bölgedeki sokak gösterilerinden ölen ve yaralı haberleri geliyor.

Biliyorsunuz; son birkaç gündür „radikal dinci İslamist terör odakları“, mümkün olduğunca çok insanı öldürmekten, kafa kesmekten çekinmeyen barbar çetelerin dünyada yaydığı korku, Batılı ülkelerde de önemli bir güven kaybına sebep olmuştu ve bu korku bugün hala sürüyor.

Özellikle Almanya gibi, Avrupa kıtasındaki bazı ülkelerde yaşanmış dinci terör saldırılarını dikkate aldığınızda, Hıristiyan aleminin Noel günlerindeki çekinceleri ve „terör korkusu“nu tahmin etmek, hiç de zor olmasa gerek.

Nitekim, Batılı ülkelerin başkentleri, kutsal Noel’i alınan yoğun güvenlik önlemleri altında buruk yaşıyor. Hemen herkeste „ya yine acıya gömülürsek…“ kaygısı.

İşte böylesi bir ruh halinde Trump’ın çıkışı, Ortadoğu’yu ayaklandırmakla kalmadı, tüm dünyanın çoğunluk boyutlu tepkisine sebep oldu.

Trump’ın yıl sonu yaklaşırken yaptığı bu ani çıkış, hiç kuşkusuz Başkan’ın bireysel bir kararı değildir.

ABD’yi perde arkasında yöneten ve „dünya politikasını ben belirlerim“ diyen asıl gücün bir dayatmasıdır bu. Kendi ailesindeki Musevi uzantıları gözetilen Donald Trump, gizli eller için aslında bu iş için seçilmiş ve biçilmiş bir kaftandır. Yani uygun bir kurbanlıktır.

Belki de bu yolla, bugüne kadar kulağına „Başkan“ olduğu fısıldanan çılgın Amerikalı Trump’a, asıl şimdi tarihe adını altın harflerle yazdıracak kadar „Büyük Başkan“ olabileceği söylenmişe benziyor.

Fırsat bu fırsat. Trump için kaybedecek birşey yok belki. Ama çılgınlar, çoğu kez birşeyin farkında olamazlar. O da insanlık acısı.

İşte bu yüzdendir ki, Hıristiyan alemi de; yani Vatikan’dan tutun da tüm ülkelere kadar ezici bir çoğunluk, Trump’un bu çıkışı riskli bulunuyor.

Kudüs gibi, üç büyük dinin kutsal kabul ettiği tarihi bir kente yapılan ağır ve sindirimi zor dayatmanın, barışın altına yeni dinamit koymakla eş anlama geldiği vurgulanıyor. Çok doğru bir yaklaşım.

Çünkü, en yoğun barış umudunun kaynadığı kutsal kazana zehir sokmaya çalışan Donald Trump, bence barış sürecindeki olası tüm ipleri de, böylece elinden yitirmiş oluyor.

Trump kendisine verilen bu rolü oynayarak, artık iyice kirlenmiştir ve şimdi, kendini „güçlü“ görse bile, artık, yaşamboyu oyun dışıdır. 

O’nun yüzünden şimdi bu bölge, yeni acılara gebedir.
Ama insanlığın gözünde, bunun mesulü kendisidir.

Yani „bulanık suda balık avlama“ya inandırılmış ve kendini „Başkan“ zanneden bir zavallı olarak, bizzat sorumludur.

Yoksa, Müslümanlar, Hıristiyanlar ve hatta bugün görüşlerine başvurduğum ve konumlarını önemsediğim, Trump’u tehlikeli bulan bazı Musevi kanaat önderleri, asla değil.

Korkum şimdi daha büyük. Çünkü tüm insanlığa kurulan bu tuzak çok büyük.

Dilim varmıyor ama, dünya, Trump köprüsü üzerinden üçüncü bir çılgınlığa sürükleniyor gibi.
Su da kaynamaya başladı çünkü… 

(Mehmet CANBOLAT Yorumladı)

Toplum Gazetesi/ALMANYA: (YazıYorum: 8 Aralık 2017)

HABERLER