HEM ALMANYA HEM TÜRKİYE, ERDOĞAN İÇİN ÇALIŞIYOR SANKİ!


HEM ALMANYA HEM TÜRKİYE, ERDOĞAN İÇİN ÇALIŞIYOR SANKİ...


Onca dostluk söylemi ve gerekçelere rağmen, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkiler, farkındaysanız, son zamanlarda önemli boyutta iniş çıkışlar yaşıyor.
Bu sürece yeni bir halka ise, ZDF-Alman İkinci Kanalı’nda mizah programları yapan Jan Böhmermann’ın T.C. Cumhurbaşkanı hakkında, gerçekten çizmeyi aşan bir şiiri canlı yayında seslendirerek eklemiş oldu.


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hiç sevmeyebilirsiniz. O’nun göreve geldiğinden bu yana Türkiye’deki ağırlığını “dikta” şeklinde de görebilirsiniz. Basın yayın özgürlüğüne yönelik anlayışını reddedebilir ve kültür sanat dalındaki “umursamaz ve aşağılayan tavrı”nı da, çağdışı yaklaşım olarak tanımlayabilirsiniz.


Politikasındaki değişkenlikler yüzünden Türkiye’yi komşusuz bıraktığından yakınabilir ve O’nun yüzünden ülkenin bölünme çizgisine gelip dayandığına isyan edebilirsiniz.
“Memleketin başına ne geldiyse, O’nun egoları yüzünden geldi” diye eleştirebilirsiniz. Bu veya buna benzer görüş ve tepkilerin hepsinin haklılık payı da olabilir.


Ancak bütün bunlar, Alman programcının televizyondaki düşünce ve sanat özgürlüğünü suistimal ederek, kim olursa olsun bir insan için bayağı ve gerçeği yansıtmayan belden aşağı sözler sarfetme hakkını vermemesi gerekir. Çünkü, özgürlükler, başkalarının onuruyla oynamak için değil, hedefteki kişi dünyanın en zalimi olsa bile, onun kişilik haklarını da koruyabilmelidir.
Jan Böhmermann adlı, aslında, popüler banal kültürün 2. sınıf bir temsilcisinin izlediği yol, bu gerçeği ya görmezden gelmiştir ya da, kahraman olma hırsının bir sonucudur.
Jan Böhmermann bu anlamda, sadece bu günlerin “yalancı kahramanı” “sahte donkişotu” sayılabilir.


Ancak, Türkiye’de her seferinde, haksız olduğu bir konuda dahi, ne yapıp, ne edip mağdurları oynayarak, mazlum kılığına bürünen ve bir anlamda bu yolla “kahraman” olan, yine Erdoğan olmuştur.
İster kabul edin, ister etmeyin, gerçek bugün budur.


Almanya’da siyasi çarkların birkaç gündür bu konuya yoğunlaşması da bundandır.
Erdoğan, bu konuda eline geçen fırsatı, her alanda olduğu gibi, şimdi de çok iyi kullanmıştır ve Almanya’ya karşı eline büyük bir koz geçirmiştir.


Sözkonusu mizah şiiri okuyup dinleyenler ve Türkçe altyazısını okuma imkanı bulanlar, öyle inanıyorum ki, bu söylediklerinden farklı birşey düşünmüyordur. Yani, Türkiye içindeki Erdoğan karşıtları kadar, yabanda yaşayan muhalifler de, bu yönde, istemeyerek de olsa, Cumhurbaşkanı’na hak vermiştir.
Çünkü sözkonusu şiirin içeriğindeki bazı cümleler, aşağılık şeylerdir.


Yani, Almanlar, Erdoğan’ın baskıcı ve dediğim dedik davranış biçimini eleştirmek isterken, bu tür yayınlar ile, değirmenine açıkça su taşımıştır. Eline büyük bir silah daha vermiştir. Erdoğan bu kavgadan da, ne yapıp, ne edip, yine “Büyük Kahraman” olarak çıkmasını bilecektir. Görecekesiniz.


Yani kaş yapayım derken, göz çıkaranların aymazlığı, savrukluğu, çok bilmişliği, Erdoğan’ı bir şekilde “erişilmez ve dokunulmaz” konumuna getirecektir. Zeytinyağı hep suyun üzerine yine çıkacaktır.


Türkiye’de CHP Genel Başkanı, AKP’li kadın bakanı, saçma sözleri yüzünden haklı olarak eleştireyim derken, yanlış yola sürükleniverdi. Yani yanlış bir ifade yüzünden, nasıl ki Erdoğan’ın da katıldığı koro cepheyi, “haksız konum”dan, “mağdur konum’a getirmişse, Alman televizyoncunun yediği bir haltta, bundan farksızdır.

CHP, Muammer Güler’in bir zaman önce kullandığı “önüne, altına yatmak” gibi lastikli bir ifadeye sığınmak yerine, meseleyi çocukların onuru üzerinden işlemeye çalışmalıydı, politik kararlılığını arabesk dil yerine, toplumsal duruşuyla göstermeliydi.
Siyaset bir dama oyunu gibidir. Hep aynı kozlarla, sonuca gitmek mümkün olmayabilir. Yolda kalabilirsiniz.
Erdoğan, bu işi aklıyla değil, ancak önüne süren imkanlarla çok iyi oynuyor.


Hem de hiç acımadan... Gözünün yaşına bakmadan.
Bilindiği gibi 11 Nisan 2016 günü, T.C. Berlin Büyükelçiliği üzerinden Federal Dışişleri Bakanlığı’na şikayet başvurusunu gerekçeleriyle ileten Türkiye, adı geçen televizyon yapımcısı hakkında dava açılmasına izin verilmesini istemişti.


Alman yasalarına göre, böyle bir davaya izin çıkması için, Federal Hükümetin yeşil ışık yakması gerekiyor.


Buradan ne sonuç çıkar bilinmez ama, savcılığın böyle bir imkanı bulduğunu varsayalım. Bu durumda meselenin Anayasa Mahkemesi’ne gelmesi halinde, üst yargı organının bu tartışmalı şiir okuma meselesini “Sanat özgürlüğü” kapsamında değerlendireceği kesin. Bunu ben değil, Almanya’nın en üst yargısında görev almış bilge hukukçular da söylüyor.
Almanya, ne yapar ne eder, bu sorumluluğun altından kalkar. Kimse merak etmesin.


Kalkar kalkmasına ama, Erdoğan’ın gelinecek son durumdan dahi, bir destan daha yazacağı kesin.
Göreceğiz. Önemli olan, davadan sonuç alamasa bile, Almanya’ya dayattı ya dayatmasını. O yeter.


Neler duyacağız neler...
O günlerde Sayın Erdoğan’ın vücut dili geliyor gözümüzün önüne....
Eyyyy Almanya... Hani senin hukuk devletin.... Hani senin....
Bekleyin; çok yakında bunları duyacağız.
O günleri birlikte yaşayacak kadar ömrümüz olur sanırım.


Mehmet CANBOLAT Yorumladı
Toplum Gazetesi/Almanya: (YAZI-YORUM: 13 Nisan 2016)

HABERLER