Gazeteci Baha Güngör'ü Yitirdik

ÖLÜM HABERİNİ BİLE, ÖNCE KENDİ YAZMAK İSTER GİBİ...

Baha Güngör.

Belki çoğu okurumuz, ismini ilk kez duyacak bu satırlarda.

Sadece gazeteciydi O. Hayatını hiç yalana dolana, çıkara, çıkmaza boğmadan bir tek mesleğiyle ayakta duran bir başarı simgesiydi.

Çoookk uzun yıllar önce, daha doğrusu henüz 11 yaşındayken geldiği Almanya'da kendini iyi yetiştirmiş ve Almanca diline de çok iyi özümsemiş bir meslektaşımız.

Uzun yıllar Alman Haber Ajansı dpa Türkiye temsilciliği gibi önemli bir görevde de, yetisini kanıtlamış bir dost insan.

Son olarak da Almanya'nın, Türkçe konuşulan coğrafyalara açılan kapısı diye gördüğüm ve benim de bir süre, emektar "Köln Radyosu" gibi, haber programları ile katkı sunduğum "Deutsche Welle" Almanya'nın Sesi Radyosu'nun sorumlusuydu.

Emekli oldu ve kendini yine mesleğinin gereği Almanca kitap yazmaya verdi. Türkiye uzmanı olarak markalaştı ve emeklilik sonrasında "Biraz rahat edeyim artık. Hayatımı yaşayayım" derken, Alman radyo ve televizyonlarının, özellikle gerilen Türkiye Almanya ilişkilerinin belirsizlik döneminde mumla arayıp bulduğu bir isim oldu.

İki toplum değil, iki ülke arasındaki gerginliğin sebep ve sonuçları kadar, çözüm yolları üzerine yaptığı analizleri ile de tanındı.

Ama...

Bundan sanırım 3 ay kadar önceydi. Bir konuda uzun bir telefon konuşmamız olmuştu.

"Toplum24TV" projemizden söz ettim. "Birlikte birşeyler yapalım" dedim. O Köln'de, ben Frankfurt'ta idim.

"Frankfurt'a yolun düşerse, uğra bana" dedim.

"Memnuniyetle" dedi. Sen, başarılı olmayacak bir işe girişmezsin" diye bir iltifatta bulunmuştu."Çorbada tuzum olursa, mutlu olurum" diye de eklemişti.

Benim de çok koşturduğumu ve beni, takip ettiğini hatırlatarak, aşırı strese karşı artık dikkatli olmam gerektiğini söylemişti.

Fakat, sohbette hiç renk vermedi. Hastalığından hiç söz etmedi. Ancak bundan bir hafta kadar önce, sosyal medyadaki özel paylaşımını görünce şok oldum.

Gülümsüyordu, ancak tanıdığım Baha, O kişi değildi sanki... Sözünü, bir veda niteliğinde ifadelerle tamamlarken, dondum kaldım.

Hemen paylaştığı özçekim görselinin altına not düştüm. Dayanmaktan söz ettim ve "Toplum24TV" stüdyomuzun kendisini beklediğini ve birşeyleri birlikte üretme yönünde sözünün olduğunu hatırlatır türden birkaç cümleyi kaleme aldım.

Dün gece ise, bir kez daha donup kaldım.

Baha, ben o haberi alıncaya kadar, zaten çoktaaaan o sonsuzluk yolculuğuna çıkmıştı bile.

"Ölüm, gözün körolsun senin" dedim öfkeyle.

Baha'yı göz açıp kapayıncaya kadar alıp götürmüştü aramızdan. Nasıl öfkelenmez ki insan...

3 ay kadar önceki telefon konuşmamız geldi aklıma.
Belli ki bu acı sonu hazırlayan kimi sağlık sorunları o zaman da vardı.

Ancak, orada da yine gazeteciliğini yaptı sanki.

Ser verip, sır vermedi. Sanki sonsuzluk yolculuğuna çıkış haberini herkesten önce kendi yapmak ister gibiydi.

Ne diyeyim ki!

Rahat uyu Sevgili Baha...
Seni ve dostluğunu, güleryüzünü, samimiyetini unutmam mümkün değil.

Biliyorum. Belki oralardan bir yerden şimdi de sesleniyorsundur, "Aşırı strese dikkat et lütfen" diye.

Aklıma geldi birden. Perdeleri tek tek araladım zamanın. Gözlerim küçülüverdi. Damağımın kuruduğunu hissettim. Bir gerçek önümdeydi. Hemen farkettim.

Ve bundan birkaç yıl önce yazdığım bir makalede, iki şeyin altını çizmiştim. Hatta bunu Baha ile de telefon sohbetlerinin birinde paylaşmıştım.

"Gazeteci dediğin, mesleğiyle evlidir." ve
"Gazeteci, erken ölür"

Baha da " Aynen" demişti.

Ama;
Ama onu yitirdik aniden. Kalem ve haber yetim kaldı bence.

Türkiye'de ve burada tanıdığım birçok ağabey, arkadaş ve meslektaşın, ansızın aramızdan kopup gittiğine tanık olunca, aslında gerçeğin farkındaydık.

Biz bakışlarımızı inatla kaçırsak bile, ayna ısrarla bize bakıyordu.

Baha da bu kervana katılan son isim artık.
Rahat uyu sevgili Baha.
Toprağın huzur, yolun aydınlık olsun.

Ama seni alıp götüren, sevdiklerinden koparan o ölüm var ya, o ölüm:

O ÖLÜMÜN, GÖZÜ KÖR OLSUN...

Mehmet CANBOLAT Yorumladı.
Toplum Gazetesi/ALMANYA (Acı Kayıp: 23 Kasım 2018)

HABERLER