Dr. İbrahim Halil Özak: "Gerhard Schröder'in İktidar ve Güç Tutkusu"

Frankfurt'tan Dr. Ibrahim Halil Özak Yorumluyor:

Kısa bir süre önce Alman eski başbakanı Gerhard Schröder`in biyografisi yayınlandı. Moritz Rinke, haftalık “Die Zeit „ dergisinde biyografiyi tanıtıyor. 

Biyografi bin yüz sayfanın üstünde.
Semtindeki bir Türk bakkalına tarttırmış, kitap 2,5 kilonun üzerindeymiş.

Rinke`nin anlattıklarına göre Biyografide neler yok ki;
Schöder'in annesinin evlilikleri, babası, dedesi hakkında bilgiler ve Schröder`in evlilikleri. 

Schröder, JUSO ( SPD'nin Gençlik Örgütü) başkanı iken, başbakanlık binasının parmaklıklarını sarsarak, „Ben içeri girmek istiyorum!“ diye bağıran solcu Schröder anlatılıyor! 
Hayret! Schröder gençliğinde solcu muymuş?

Biyografiyi ben yazsaydım, gençliği, evlilikleri, başbakanlığı yanında özellikle de siyasi hayatını yazardım.

JUSO başkanı iken sadece başbakanlık binasının parmaklıklarını sarsmasını değil, gerçekten içeri girdikten sonra ne yaptıklarını da yazardım.

Örneğin;
Çalışanların önemli bir kesiminin işsiz kalınca, işsizlik sigortasına pirim ödemelerine karşın, yoksulluğa mahkûm eden ( Harz IV)yasasını çıkardığını yazardım. 

Bu yasayı da, Almanya'yı ekonomik krizden korumak için çıkardığı efsanesiyle pazarladığını yazardım. Zannedersin ki, ekonomik krizin yükünü sadece çalışanlar omuzlayacaktı.

„Harz IV„ yasasıyla birlikte Schröder SPD'si, tarihsel müttefiki olan sendikalardan uzaklaşarak işverenlere daha da yaklaştı. 

Schröder`in işverenlere daha yakın olduğunu vurgulamak için, boşuna ona kamuoyunda İşverenlerin Yoldaşı“ (Genosse der Bosse) demediler, „Harz IV“ yasasından dolayı SPD yarım milyon kadar üye kaybetti.

Önünde iktidarda kalacağı daha uzun bir süre varken, erken secime gitti. SPD geleneksel müttefikleri olan işçi sınıfını, çalışan kesimleri karşına aldı, orta sınıfa yöneldi. 
Zannedersin ki orta sınıf Hamburg`tan Münih'e kadar genişti.

Orta sınıf Schröder'e istediği desteği vermedi. SPD iktidarı kaybetti, % 20' ler partisi haline geldi ve Gerhard Schröder partiyi ortada bırakıp gitti.

Kendi gitti ama adı yadigâr kalmadı. Giderken yerine de, kendisi gibi, orta sınıf ta, orta sınıf diye söylenen, her seçimde % 20 ler partisi olgusunu daha da pekiştiren, SPD' yi CDU`nun yedek lastiği haline getiren bir parti bürokratı gurubu bırakıp gitti. Schröder arkasında kendisinin kopyası az adam bırakmadı giderken SPD içinde Schröder Almanya başbakanı iken genellikle, işverenlerden, bankalardan, tekellerden yana, hep güçlünün yanında oldu.

Adamda güce sahip olmak, ona sahip değilse, güce yakın olma güdüsü var ya, İktidardan düşüncede gitti Putin`e yanaştı. Rusya`nın gaz şirketi „Gasprom“ da işe başladı. 
Hiç unutamam, televizyonda izledim. Putin'in ikinci kez devlet başkanlığına gelişinin kutlama töreninde Schöreder de vardı.

İnsanlar kadınlı erkekli karşılıklı dizilmişlerdi. Bu insanlar arasında Sovyetler Birliğinde özel mülkiyet olmamasına karşın SB yıkıldıktan sonra iki yıl içinde milyoner, milyarder olan birçok insan vardı.

Yeni Rus burjuvazisinin Putin yanlısı kesimi, Putin'in ikinci defa iktidar iplerini tamamen eline almasını kutluyorlardı.
Bunların arasında boynunu hafif sağa doğru eğmiş, hayranlıkla, gözleri ışıldayarak insanların arasından kendisine doğru gelen Putin'e bakıyordu.

Putin onun için o anda gücü temsil ediyordu.
Schröder`in hakkını yememek gerekir, Avrupa adına ABD'nin karşısına alma pahasına, Fransa, İspanya gibi ülkeleri de yanına alarak Irak'ın işgaline katılmadı. Bunu Almanya'nın çıkarları için yapmış olsa dahi, ülkeyi savaştan uzak tuttu.

Ancak Türkiye için yaptıklarını unutmak mümkün mü? 
Schröder ve bugünkü SPD merkez yöneticileri Türkiye`deki demokratları TBMM seçimlerinde Erdoğan'ı desteklemeye, AKP`yi seçmeye çağırıyordu.

Zannedersiniz ki, Türkiye`de destekleyeceği demokrat hiç kimse, hiçbir siyasi parti kalmamıştı.

Kendi partisi içindeki solculara dahi tahammülü olmayan Schröder`den, Türkiye`deki solcu gurupları desteklemesi zaten beklenemezdi ama, en azından kardeş partileri olan CHP'yi destekleyebilirdi. CHP'yi seçin diye çağrı yapabilirdi.

Hayır, bunu yapmadı. O gün güçlüden yana, Erdogan`dan yana oldu.
 
Çevresindeki çömezleri de AKP'yi ve Erdogan`i  SPD içinde Türkiye'nin yeni konservatif demokratları olarak gösterdiler.

Almanya AB içinde en büyük ekonomik güç ve en fazla siyasi ağırlığı olan ülke.

İki Alman devletinin birleşmesinden sonra daha da güçlenen Almanya, 1990`li yılların başından beri, dünya politikasında ekonomik gücüne uygun siyasi bir rol talep ediyor. Böyle bir ülkenin başbakanlığını yapan Schröder`in biyografisi, ancak siyasi görüş ve uygulamalarıyla birlikte yazılabilir.

Kaç defa evlendiğini yazmak ise, magazin habercilerinin konusu olur herhalde...

Dr. İbrahim Halil ÖZAK

HABERLER