Demokrasi Kalmadı. Ciklet veya Jilet Versek Acaba?

21. YÜZYIL DAHA ÇOK ŞEYLERE GEBE…
"DEMOKRASİ KALMADI. CİKLET VEYA JİLET VERELİM SİZE..."

„Memleket elden gidiyor…“

Son yıllarda en çok duyduğumuz, kullandığımız, ve kendi çaresizliğimize çözüm olarak sığındığımız bir söz bu, bir feryat.

Özellikle 24 Haziran seçiminin ortaya koyduğu tablo üzerine bir yazı yazmak için, birkaç gün geçsin istedim. Ama derdim, Türkiye’de seçim sonuçlarından çok, daha başka bir şey. Yani dünyanın, içinden geçtiği 21. yüzyıl sürecine küçük bir pencere aralamak istiyorum sadece.

Çünkü, Türkiye’nin bugün geldiği noktayı iyi anlamak istiyorsak, bunu dünyadaki gelişmelerden bağımsız görmeye çalışmak yanlış olur.

Bu yaklaşım, küresel akıntıya kulaç atmaya, kürek çekmeye benzer.

Evet; bugün dünya; siz adına isterseniz „bozulma“ deyin, ister „gelişme“. Veya „çürüme“ diye de adlandırabilirsiniz bu süreci. Ancak, kesin olan bir şey varsa, gelinen bu son tablo, toplumların, bir bukelemun gibi, kabuk değiştirmesinden başka birşey değildir.

Yani doğada kimi canlıların, zaman zaman kabuk yenilediği gibi, toplumlar da; insanlık tarihine bakarsanız, zaman zaman belli farklılıklara yöneldiğini görmek mümkündür. Bir diğer deyişle, siz ne kadar direnseniz de, suyun akışını değiştirmeniz imkansız olabiliyor. insanların, toplumların zaman içinde, sıkı sıkıya sarıldıkları temel değerlerinin nasıl değiştiğini, evrildiğini, kıvrıldığını görmek kolaylaşıyor.

Türkiye, bu evrilme, kıvrılma döneminde yalnız değil.
Yani sorun, sadece Türkiye’nin meselesi değil.
Tüm dünyada gözle görülür bir hareketlilik var. Dönem, küreselleşmenin dayattığı bir rüzgarla, yer yer dinsel ögelerle beslenen radikal milliyetçiliğe hızla yönelme dönemi.

Uzaktan başlayalım. Dünyanın eli değnekli bekçisi Amerika’nın, Trump ile geldiği noktaya bakınız. Başkanlığa getirilen Donald Trump adlı bir çılgın üzerinden Amerika’nın dünyaya verdiği mesajlar, toplumların nereye kanalize olduğunu gösteriyor.

Avrupa Birliği ise, mercek altına alınması gereken daha ilginç bir laboratuvarı andırıyor. „Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti“ gibi temel ilkeler üzerinde inşa edilen Avrupa ruhunu hatırlayalım.
Ama öyle, 70 yıl öncesine, gitmeye falan gerek yok. Topluluğun yaşadığı son 25 yıllık gelişmelere baktığınızda, dünyanın nasıl bir değişim yaşamakta olduğunu kolayca farkedebilirsiniz.

Bugün 28 üyeli Avrupa Birliği bile inanılmaz bir kırılganlık yaşıyor. Çünkü, „hukuk devleti“ hedefli bir „Birlik“ hayali, giderek, kontroldan çıkmış bir yapılanmaya dönüşüyor. Irkçılığı reddeden, özgürlüğü bayrak edinen, „birey“i öne çıkartan ve „demokrasi“yi kutsayan Topluluk, şimdilerde ne yazık ki, temel ilkeleri korumaya çabalamakla meşgul. Bir diğer deyişle, AB bu süreçte „çaresizliği“ oynuyor.

Avusturya’da siyaseti zorlayan, gündem belirleyen aşırı sağ siyasi hareket, artık tek değil. Bir virüs gibi, diğer tüm ülkelere de yayılmış gidiyor

İtalya’da son seçimden güçlü çıkan iki aşırı sağ parti, birleşip hükümeti ele geçirdi ve açıktan açığa, İtalya’nın AB üyeliğini tartışmaya açıyor. Topluluk uygulamasına ve ilkelerine, onca uyarıya rağmen uymuyor ve bildiğini okuyor.

Macaristan’da iki dönemdir, radikal sağ söylemleriyle „buradayım“ diye adeta Brüksel’e meydan okuyan bir siyasetçi yani Viktor Orban gibi bir çılgın ülkeyi yönetiyor.

Polonya’daki hükümet, AB üyelik ilkelerine ters düşer biçimde ,ülkeyi kontrol altında tutabilmek için her türlü yol ve yönteme başvurabiliyor.

Fransa’da, Hollanda’da radikal sağ hareketin siyasete ve topluma yön vermeleri, artık olağan şeylere dönüştü.

Almanya ise, hiç kimsenin hayal bile edemediği şeyleri son yıllarda yaşıyor.
Son 25 yılda, farklı denemelerin ardından bugün gelinen nokta, kısa adı AfD olan (Almanya İçin Alternatif Parti) adlı siyasi oluşum, bugün Federal Meclis’te üçüncü siyasi güç konumunda. Bir diğer deyişle, Almanya’daki ana muhalefet partisi AfD ve oylarını da sürekli artırıyor. Bir sonraki seçimde oy oranını yüzde 18’e çıkartacağından ve kilit parti konumuna geleceğinden söz ediliyor.

Sözün özü; dünyanın dört bir köşesinde, toplumsal yaşamı doğrudan veya dolaylı etkileyecek boyutlu bir değişim, bir kırılma, makas değiştirme süreci yaşanıyor.
Bu sadece Türkiye’nin sorunu değil.

İnsanlık tarihine baktığınızda anlı şanlı imparatorlukların bile, nasıl bir kırılmadan geçtiğini görebilirsiniz. Bu kırılmalar, geçmişte, bir insan ömrünü aşan uzun bir zaman diliminde olurdu. Ancak günümüzde, artık değişim olayı, her 25 yılda bir olmaya başladı.

Bunun sebebi ise, insanlığın teknolojide yarattığı mucize ve toplumların yönlendirilmesinin daha hızlı ve daha kolay hale gelmesidir. Yani günümüzde sadece bir“tık“ ile, küresel boyutlu erişim imkanına sahip olmasıdır. „Globalizm“ denilen küreselleşme ise, bu hızı yönlendiren, sınır tanımayan bir güç odağıdır.

Filanca sorun, o ülkenin, o milletin iç sorunudur“ dönemi bitmiştir. Herkesin, başka bir ülkenin içişlerine karışma yetkisini kendinde görmesi süreci başlamıştır.

Ayrıca „din“ besili aşırı söylem ve sert milliyetçilik artık revaçtadır. Önceliğe sahiptir. Bölgelerin, ülkelerin öznel koşullarına göre, „din“ ve „milliyetçilik“ ya bir arada, ya da ayrı ayrı ve ölçü tanımayan boyutuyla öne çıkabilmektedir.

Olaya, sadece insan olarak kendi açımızdan baktığımızda, 15-20 yıllık bir süreç, elbette bize uzun gelebilir. Çünkü insan ömrünün süresi kısa ve belli.

Ancak, olaya devletler tarihi açısından baktığınızda, durum farklılaşır. 15-20 yıl gibi zaman kavramları, devlet tarihi açısından, çok kısa bir soluk arasıdır. Olaya bir de o açıdan bakmakta yarar olduğu kanısındayım.

Unutmayalım; 21. yüzyıldayız. Bu asır çok farklı. Ve bir o kadar da, herşey erişemediğimiz hızla artık gözümüzün önünde olup bitiyor. 

Bir diğer deyişle, 21. yüzyılda olup bitenler, geride kalmış 20 yüzyılda yaşananların toplamından çok daha fazla. Çünkü insan ve sahiplendiği değerler, artık tek başına yeterli değil. İnsanlık yeni bir arayışta veya yeni bir arayışa kolayca yönlendiriliyor.

Mesela Batı’nın kutsal bayrağı „demokrasi“ kavramının işlevi ve içeriği bile bugün tartışmaya açılmış. Önümüzdeki yıllarda, demokrasiye bir alternatif arayışına tanık olursanız, siz bu makaleyi hatırlarsınız.

Batıda ilginç bir söylem ortaya çıkmaya başladı. Bunu ABD’li bir analistten okumuştum. „Demokratie out!“ diye. Yani artık, „Demokrasi, tek başına yetmiyor. Cazip değil. Revaçta değil“ şeklinde anlayabiliriz.

İnsanlar, belli ki yeni birşeylerin arayışında. Veya bu arayışın önü yavaş yavaş açılıyor. Bugün Türkiye’de veya başka coğrafyalarda gözlenen kabuk kırılması da, bizi sarsan bir değişim sürecine belki bir köprü oluşturuyor. Bu değişim aşamasında, 21. yüzyılın sahip olduğu ve insan aklını aşan yol ve yöntemler aracılığıyla algılar besleniyor.

Bu günlerde, bu yıllarda en çok kullanılan silah ise, „din“ ve „milliyetçilik“ olgusu. Yani insanların yaşadığı toprağa ya milliyetçilik ya da inanç ekseniyle bakmaya başlıyor. Gerekiyorsa, koşullara göre, sertlik de „şart“ oluyor. Radikalleşme, yani sertlik, aşırılık doğallaşıyor.

Tüm dünyada olup biten şeyler, en basit anlatımıyla bundan başka birşey değildir.

Son seçimde sandığa giden seçmen kesiminde, Erdoğan ve AKP dışında başka bir siyasete doğrudan muhatap olmayan yeni kuşak seçmen sayısının 32 milyon olduğunu söylersem, ülkenin bugünkü tablosunu, yani AKP ve Erdoğan’ın yine iktidar gücünü elinde tutmasını, daha iyi görmek mümkün olacak sanırım.

Türkiye’nin son 16 yıldır „din“ eksenli bir yönetim anlayışının elinde rehin kalması da, aşağı yukarı böyle bir şeydir. Bu güç bir süre daha devam edecektir.

Daha ileriye gitmeyelim. Başkanlık Sistemi’nin resmen başlayacağı, 9 Temmuz 2018 Pazartesi gününden itibaren yaşayacağımız bir Türkiye var önümüzde.

Takip edin lütfen.

Ta ki; küresel odakların rüzgar gülünün çevrileceği yeni bir yöne kadar. „Bu ne zaman olacak?“ demeyin.

Bu bir süreçtir. Gecenin, gündüze, gündüzün geceye dönüşümü gibi. Ama bir gün mutlaka.

Çünkü toplumlar da, doğa gibidir.
Yılın belli dönemlerinde herşey değişir. 
Çünkü toplumlar da, bukelemun gibidir.
Günü geldiğinde, ne yapsanız dahi, o yine kabuğunu yenileyecektir.
Dönüşü yok.

Amaaaaa;

21. yüzyıl daha çok şeylere gebe ne var ki....
İlahların saati böyle işliyor da ondan.
ABD'nin Berlin Büyükelçisi, geçtiğimiz günlerde ilginç bir söz etti:
"Dünyada, ne kadar radikal, marjinal düşünce ve hareket varsa, destekleyeceğiz."

Zaman, galiba sertlik ve aşırılık dönemi. 
Biraz da acımasızlık.
Hazır mısınız?

Mehmet CANBOLAT Yorumladı
Toplum Gazetesi/ALMANYA (YazıYorum: 6 Temmuz 2018)

HABERLER