Çocukların Bayram Heyecanı Elinden Alınırsa...

Mehmet CANBOLAT Yorumluyor:

MEMLEKET NASIL KURTULUR ? (45)

Bir varmış… Bir yokmuş…
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde…
...
Bir ülke düşünün...
Belki çok uzak, belki de yakın.
Tanıyın veya tanımayın…

Orada
Artık her şey yasak.
Ama bir anda değil.
Yavaş yavaş...
Alıştıra alıştıra…

Ağır ağır…
Ürkütmeden acıtarak…

Herşey doğaldı.
Doğal olmayı yasakladılar.
Yürüyüşümüz, gülüşümüz, duruşumuz doğaldı.

Farkında olmadık ama, yürüyüşümüze, duruşumuz ve gülüşümüze bir ayar verilmesi gerektiğini buyurdular.

Doğaldır, dedik, sustuk.

Yememiz, içmemiz sağlıklı değildi güya.
Bunu düşünmek ve doğrusunu bulmak da kendilerinin görevi olduğunu söylediler.

Bu da neden doğal olmasın ki!

Yatış-kalkışımız, giyim-kuşamımız, kaşımızın, gözümüzün ve hatta tenimizin rengine geldi ayar sırası.

Doğal tabii. Hem onlardan daha iyi mi bilecektik sanki!

"Yüce Allah'ın yarattığı insan, kim olursa olsun, eşittir" dediler inandık ama, bir de baktık ki eşit değilmişiz meğer.

Takdir-i İlahi… deyip sustuk. Kabullendik. "Yazgıdir", dedik.

Kadın erkek diye ayırdılar yollarımızı, bulunduğumuz mekanları.

"Belki bu Tanrı buyruğudur" dedik. Yine sustuk. Başka ne yapabilirdik ki… Büyüklerimizden daha mi iyi biliyorduk sanki...

Gün geldi, yetinmediler ve herşeyin beyinde bittiğini görebildikleri için, beynimizin içine girmeye başladılar. Düşüncemize ayar vermeye çabaladılar. Ve, ellerine sağlık (!) başardılar da...

Artık düşünmemize de gerek kalmadı. Hem neden düşünelim ki!
Nasıl olsa, aklımızı emanet ettiğimiz birileri bizim adımıza da düşünüyor ya…

Yasak bilirdik ve acısını çok çektik ama, yasağın daha ne katmerlisi varmış da haberimiz yokmuş meğer.

O yasak bu yasak...
Yürüyüş yasak.
Bağırmak yasak.
İtiraz etmek?
O da yasak!

Hak aramak mı?
Boşver.
Peki ama? Hani...
Susss… Yoksa...

Konuşamayacak mıyım?
Gerek yok!
Konuşmak ayıp.

Senin adına ben düşünürüm.
Senin için ben karar veririm.
Daha ne istiyorsun ki? Nerene ne batıyor ki...

Peki.. peki ama ya çocuklar? Hiç olmazsa onlar.. Çocuk daha onlar...
Gerek yok… Çocukları sevindirmesini ben bilirim.
Hem o çocuklar da sadece benim için var.

Tamam ama?…
Susss… Konuşma! Senin için ben konuşur, ben düşünür, ben karar veririm. O çocuklar benim. Beğenmiyorsan, vakıflara veririm...

Hımmm...
Ben çocuğum ama… Dokunma bana...
Çocuk! Sus otur. Gülme… Oynaşma… Fingirdeme… Kıpırdama...

Neyine gerek senin gülmek, oynamak.. Neyine ?
Gülmek yok. Oynamak Yok. Mutlu olmak da neymiş!

Yok artık fingirdemek ve oynamak...

EY AHALİİ….

Yok artık o "Bir varmış… bir yokmuş"lar…

Pireler, develer, tellaller uyandı artık beşiğinde…

"Anaların beşiğinde tıngır-mıngır sallanma" dönemi de bitti sayılır.

DUYMUYOR MUSUN?
YASAK ARTIK YASAK.

ÖZGÜRLÜK YASAK.
İNSAN OLMAK YASAK.

Ey hala kendinin insan olduğunu düşünenler...

Ey özgürlüğü, çocukluğu elinden alınan çocuklar…
Hala kendini çocuk sananlar… Ve hala çocuk olduğuna inananlar...

Ne yapsak acaba? Ne yapsak!
Ayağa kalksak… Gülsek… Oynasak...

KORKMASAK… NE OLUR HANİ; HİÇ KORKMASAK…

Bağırsak, bağırabildiğimiz kadar… Yutmasak… Susmasak..

UNUTMASAK… AMA HİÇ UNUTMASAK…

İnsanın kendine yapabileceği en büyük kötülük, olup bitenler karşısında susmaktır, susmak…

Hiç olmazsa bunu UNUTMASAK...

ARTIK UYANSAK… ARTIK UYANSAK… ARTIK UYANSAK!

Mehmet CANBOLAT Yorumladı.

Toplum Gazetesi/Almanya: (DÜŞÜN: 14 Nisan 2016)

HABERLER