Çizginin Turhanı

TURHAN SELÇUK... ÇİZGİNİN "TURHAN"I...

Türkiye Cumhuriyet'inin kuruluşuyla başlayan ve sonsuzluğa dek süreceğine inandığım, çizgi dolu bir yaşam. Hem de hiç eğilip bükülmeyen, bir su gibi akacağı yönü ve yöntemi bilen bir çizginin adıdır TURHAN...

Turhan Selçuk ağabeyden söz ediyorum.

Ne zaman karikatürlerini görsem, hatırlasam, sanki O, hiç ölmemiş gibi gibi bir hisse kapılıyor, elim telefona gidiyor sanki hal hatır sormak istiyorum.

Ne zaman O'nun veya karikatürlerinden biri hakkında bir yazı okusam, söylenen, yazılan ne varsa az geliyor bana. 

Çünkü Turhan Selçuk'un çizgileri, anlatılan ne varsa, onun çok daha ötesindedir. Onun çok az konuşan, dinlemeyi tercih eden sakin ve durgun kişiliğinin arkasında çizgilerin bile, birbiriyle kesişmeden sonsuzluğa yol aldığını gösteren inanılmaz, esrarengiz dehlizler var sanki. İnsanı alıp sürükleyen...

Kiminde düz yalın bir çizgiyle, romanlar kadar bir anlatı vardır bu çizgide; kimin de ise, sadece bir nokta işareti bile, bir düşünce girdabına burgu burgu sürükler sizi.

Çocukluğumun Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan "Abdulcanbaz" adlı karikatür anlatıları, bana henüz aklımın ermediği yıllarda, siyasi ve toplumsal mesajlarından çok, bir teksas, tommiks gibi gelirdi. Babamın hergün eve getirdiği gazetede Abdulcanbaz'ın maceralarını içeriğini sökemeden anlamaya çalışırdım kendimce. 

Ancak zamanla bu çizgilerin, çizginin, karikatürün de ötesinde toplumsal aydınlanmayı sağlayan bir ışık olduğunu görmeye başladım. Onunla ben de aydınlandım.

Ancak nereden aklıma gelirdi ki, gün gelecek ve ben Turhan Selçuk ile, bir abi kardeş gibi olacağım?

Bu mutluluğu Milliyet Gazetesi Avrupa baskılarındaki görevim sırasında bir göz ilacı sayesinde buldum. 

Yıl yanlış hatırlamıyorsam, 1985 idi. Milliyet İstanbul merkez bürodan aradılar birgün. Zaman zaman gazetecilik dışında istekler de gelirdi.

Bir gün bir göz ilacı ismi verdiler. Ben de Frankfurt'ta bir eczaneden alıp, ilk fırsatta kurye ile yollamıştım.

Ertesi gün telefondaki ses "Ben Turhan Selçuk" dedi. "Göz ilacımı yollamışsınız. Teşekkür ediyorum. O olmayınca çizmekte zorlanıyorum." diye ekledi.

O an, hani bazen birşey olur da, bir garip olur ya insan; bana da öyle oldu.

Çocukluğumdan beri çizgileriyle ben de ayrı bir yeri olan, hayranı olduğum bir insan, karşımda telefonda idi.

O gun bir telefonla başlayan dostluk, saygı ve sevgi içinde ölünceye kadar sürdü. Çocukluktan ergenliğe geçişle başlayan, gençlikte olgunlaşan bilinçli aydınlanma sürecim, bu dostluk sayesinde inanılmaz boyutlar almaya başladı. Hergün Turhan Ağabey ile yeniden aydınlandığımı hissettim.

Bizim kuşaklar çok şanslı sayılırdık aslında.
Oysa aralarında Turhan Ağabey'in de olduğu bir kuşak çok acı çekti. Baskılara, işkencelere maruz kaldı. Ama asla yılmayan, gerçek aydınlardan biriydi Turhan Selçuk.

Tıpkı, adeta ikiz kardeşi olan, hangisi ağabey, hangisi küçük kardeş olduğunu bir türlü çözemediğim İlhan Selçuk Ağabey gibi.

Turhan Selçuk, benim için çizginin filozofu idi.
İlhan Selçuk ise, sözün...
Ama her ikisi de düşünce ile yoğrulan ve hiç yorulmayan çizgi ve sözdü onların ki...
İnsana yönünü gösteren bitimsiz bir mum gibi...

Turhan Selçuk'u 11 Mart 2010 günü yitirdik.
O şimdi Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesinde, çizgilerinin onuruyla sonsuzluğu yaşıyor.
Çizgileri ve düşünceleri bizlere doğru yolu hatırlatmayı sürdürüyor. Yani aklın yolunu.

Bugüne değin Turhan Bey'in eserlerinden oluşan ve evrensel mesajlar içeren karikatürlerinin sergisini Avrupa'nın değişik şehirlerinde açılmasına öncülük ettim.

Bu sergilerde yaptığım konuşmalarda Batılı insana Turhan Selçuk'u yakından tanıtabilmek için "O, karikatürün Picassosudur" gibi bir söz kullanıyordum.

Ancak Münih'teki bir sergiden gece dönüşte, düşündüm uzun uzun. Turhan Selçuk'un ille de birileriyle kıyaslanmaya ihtiyacı olmadığını söyledim kendime. 
Ve ekledim:

"Gün gelecek, dünyanın herhangi bir yerinde birileri, yeni kuşak birini, örneğin sanatından ötürü biraz öne çıkarmaya, yakına getirmeye, daha iyi anlatmaya çabalarken: "O sanatının Turhanıdır" diyecekler.
Yani, birileri birilerini anlatırken, gelip, ille de "TURHAN" sözcüğüne sığınacaklar.

Ve ondan sonraki sergilerde Turhan Ağabey'i ve sanat anlayışını yorumlayan konuşmalarımda hep, bunu dillendiriyorum ve şimdi de yaptığım gibi, ölünceye dek, Turhan Selçuk için bu ifademe yer vereceğim.

Sadece inandığım için.

Yine bir sergi hazırlığımız vardı Almanya'da. Sağlığının bir ölçüde iyi olduğu yıllarda Turhan Bey de sevgili eşi Ruhan ile Almanya'ya gelir, serginin açılışında konuşur ve hayranlarına kitaplarını imzalardı.

Yeni serginin hazırlıklarından söz ederken, O hep dinlerdi.
Bir ara, nedense açıldı. Biraz uzun konuştu:
"Mehmet Bey, teşekkür ederim bu çabalarınız için. Benim için neden bu kadar zahmete giriyorsunuz? Yük oluyoruz size de. Mahcup oluyorum"
Ve tanıdığım Turhan Ağabey, bu sözleriyle ender boyutta uzun konuşmuştu. Şaşırmıştım. Çünkü O fazla konuşmazdı. Sadece çizgilerini konuşturan bir güçtü. 

Evet, Turhan Ağabey; kimseye yük olmamaya özen gösterecek kadar asil ve onurlu bir insandı.

Ama yanıtımı duyunca, çok duygusallaştığını hissettim.

"Turhan Bey, bu bir zahmet değil, görevdir. Çünkü, biz sizlerin, uğruna ağır bedeller ödediğiniz, acılar çektiğiniz, işkencelere uğradığınız, Kemalist ve Cumhuriyetçi bir mücadelenin, aydınlanmanın faydasıyla geldik bugünlere. Sizin gibi acı çekmedik. Bize şimdi düşen görev, aydınlanma meşalenizin daha geniş kitlelere ulaşması için, gücümüzün yettiğince biraz ucundan tutmaktır."

Evet, Sevgili Turhan Ağabey...
Bu bir zahmet değil, bir görevdir"
Aynı sözü, Hacıbektaş'ta seni toprağın koynuna emanet ettiğimiz ayrılık günü de, söylemiştim başucunda.

Başka ne diyeyim ki... Hem seni unutmak ne mümkün!

Unutma... Işığın hala yanıyor. Çizgilerinin kahramanları, yokluğunu hissediyor ama, onlar gerçek mutluluğu bulacakları güne kadar, istediğin gibi, el ele omuz omuza birlikte yürüyorlar.

İnsanca, hakça, barışçıl, eşitlikçi, savaşsız bir dünya için çıktıkları yolun, hepimizi doğru hedefe götüreceğinden eminler. Eminiz. 

Seni hiç unutmadık... Unutmayacağız, çizginin büyük şövalyesi... Rahat uyu.

Mehmet CANBOLAT Yorumladı.
Toplum Gazetesi/ALMANYA (Anma: 11 Mart 2019)

HABERLER