ÇİZGİNİN GERÇEK ADIDIR TURHAN...

ÇİZGİNİN GERÇEK ADIDIR TURHAN...

Turhan Selçuk.
Türk karikatür sanatının ölümsüz ismi.
65 yıla çizgilerle sığan dolu dolu bir yaşamın, tartışmasız evrensel dili.

O benim için, bazen „Turhan Abi“ oldu, bazen „Turhan Bey“.
Yakınlık ve mesafe arası garip bir durum. Yani başı sonu belirsiz bir ruhsal gitgel hali.

"Abi" olma duygusunu, yakınlığını veren O idi.
"Bey" ise, benim büyük saygımdan ötürü koyduğum bir çizgi...

Bazen „Turhan Abi…“ dedim, bazen „Turhan Bey“.
Aramızda belli bir kuşak farkı vardı. Ancak bazen bir baba oğul, abi kardeş, bazen bir arkadaş veya ast-üst gibi, ama her aşamasında, hayata dair birşeyler öğrenebileceğimiz bir süreçti tanışıklığımız.

Bir dönemlerin çok güçlü ve sözüne güvenilir bir gazete olan Milliyet, yollarımızı yıllar önce kesiştirmişti.

Tarsus'ta geçen çocukluğumda, çocukluktan gençliğe uzanan dönemde, babamın eve getirdiği Milliyet’teki seri karikatürleri ve benden birkaç yaş büyük ölümsüz çizgi kahramanı Abdulcanbaz ile tanımıştım Turhan Selçuk'u.

İçeriğinde gizli, ulusal ve evrensel anlamları, mesajları tam içselleştirecek bir yaş olgunluğunda olamasa bile, karikatürlerindeki çizginin hep düz olması, yalpalamaması, meraklısını bir süre sonra adeta rehin alacak kadar güçlü bir karaktere sahip bir „sanatçı“ imgesi oluşturmuştu bende de.

O zamanlar, bugünkü gibi yaygın sosyal medya veya benzeri erişim imkanları olmayınca, sanatçılar, gazeteciler, edebiyatçılar genellikle isimleri, köşe mahreçleri veya çizgileriyle tanınırdı. Tıpkı "Turhan" imzası görünce, Turhan Selçuk'un akla geldiği gibi.

80’li yıllardı. Milliyet Gazetesi’nin Avrupa baskılarından Karacan Yayınları adına sorumlu idim.

Gazetemizin İstanbul merkezindeki „Sabri“ isimli ve o zamanlara göre çağ atlama olarak bilinen teleks yazışma işlerinden sorumlu kişi, bir gün aradı.

Gazetede bir göz ilacına ihtiyaç duyulduğunu söyledi ve ben de, geçmişte olduğu gibi, bu ilacı da bulup, Frankfurt’tan kurye ile yollamıştım.

Ertesi gün gazetemizin Frankfurt merkezindeki telefon çaldı.

Tok sesli bir kişi: „Merhabalar. Ben Turhan Selçuk. Mehmet Bey, Göz ilacı için teşekkür etmek istiyorum. Zahmet oldu size de. İlaçtan ötürü borcumuz ne kadar ve adınıza nereye ödeyebilirim?..“ diyordu.

Sanki çocukluğumdan beri tanıdığım, güvendiğim dost bir ses tonuydu bu. Ödemenin lafı mı olurdu hiç?.. Turhan Selçuk’tu, "Abdulcanbaz" idi karşımda olan.

İşte öyle bir sabah mesaisinde başlayan dostluk, 2010 yılında uğurlandığı sonsuzluk yolculuğuna dek aralıksız devam etti.

„İnsan Hakları Sergisi“ ile somutlaşan dostluk, yurtdışında yeni sergiler ile yıllar boyu sürdü gitti. Avrupa başkentlerinde sayısız serginin açılmasına öncülük ettim, omuz verdim.

Evrensel ölçekli bu güzel insanın eserlerinin dünyaca bilinmesi, görülmesi için…

Ama, ölüm fiziken O’nu aramızdan aldı. Dostluğumuz, sohbetlerimiz, satır aralarında gizli esprileri bende hala yaşıyor.

O şimdi Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde sonsuzluk uykusunda ama, 65 yıla dolu dolu sığan, bence herbiri tarihsel belge bulgu nitelikli yapıtları, dimdik ayakta hala.

Ölümünün ardından bugün dokuz yıl geçmiş olsa bile, bir Cumhuriyet evladı olarak, O’nun onurlu toplumsal aydınlanma mücadelesinin ışık gücü sürüp gidiyor. Ve özellikle bugünlerde daha da bir önem kazanıyor.

Çok az konuşan bir insandı. Çünkü ihtiyacı yoktu. Vakti de yoktu. Çünkü O’nun konuşan gücü, çizgileriydi. Onun için, söz çizgi idi. Söz çizginindi. Çizgi Turhan’a bir söz, Turhan ise, çizgisine yoldaştı.

Turhan Selçuk, şu günlerde yeniden aramızda. Ne mutlu sevenlerine. çizgi dostlarına… İstanbul’da açılan sıradışı bir sergi, onun 84 yıllık yaşamında 65 yıla sığan eserlerinin büyük bölümünü gösteriyor. Mayıs ayında açılan sergi, hatırlatmış olalım; 9 Ağustos günü kapanıyor.

O nedenle, İstanbul’da bulunup da, bu eşsiz ve büyük emek ürünü olduğuna inandığım sergiden henüz haberi olmayanlar için tek önerim var: O da, ne yapıp ne edip, bu tarihsel çizgi yolculuğuna siz de katılın.

Cumhuriyet tarihinin önemli bir bölümüne aydınlık olan Turhan Selçuk’un sadece karikatürlerini değil, o çizgileri evrenselliğe dönüştüren, belki 50-60 yıl önce yaratılmış olsa dahi bugün ve gelecekte de güncelliğini koşuşacak yapıtlarını kendi gözlerinizle tanık olun istiyorum.

Turhan Selçuk, sadece bir karikatürist değildir.

Bir tarihçidir O.
Aydınlanmanın el feneri. Gerçeğin yılmaz bir savaşçısı.

Sanatın onurudur Turhan Abi…
Haksızlığa, yalana ve zulme direnişin kalesidir Turhan Bey...

Özgürlüğün, adaletin vurucu okudur Turhan Selçuk.
Bazen günümüzün Nasreddin Hocası...

Bazen, inandığı yolda, kelle koltukta, hiç korkmadan yürüyen bir şövalye...

Yalnız kalabalıkların çoban yıldızı...

Gökte nazlı yıldızların ayağına giden değil, yıldızları bir düz çizgi atarak, kendi ayağına getirebilen toprağımızın delikanlısı...

İstanbul’da Beyoğlu Galatasaray semtindeki Yapı Kredi Kültür-Sanat Galerisi’nde izleyicileri ile buluşan bu sergi, yakında sonlanıyor İstanbul’da ancak, O’nun mücadelesi bugün de devam ediyor ve yarın da öyle olacak.

Ta ki; Avrupa’daki sergilerde yaptığım konuşmalarda da özellikle dillendirip vurguladığım gibi, „Turhan Selçuk’un mücadelesi, yarattığı tüm çizgi kahramanların el ele, kol kola birlikte mutlu olup, dans ettikleri, özgürlüğü, adaleti, barışı yakaladıklarına inandıkları güne kadar devam edecek.

Rahat uyu sen Turhan Ağabey… Mücadelen sürüyor. Yalnız değilsin ve o senin de, çizgi kahramanlarınla omuz omuza, kol kola keyifli dans edeceğin, mutlu olacağın günler yakın, diyorum.

Turhan Abi, bugün aramızda olsa, mesela Büyükşehir Belediye Başkanı ve kitlelerin umut simgesi olan Ekrem İmamoğlu’nun, onca küçük etkinlikleri sürpriz yapıp onurlandırmasına rağmen, kendisine ait bu kapsamlı sergiye gelemeyişi sorulmuş olsa yine mütevazı davranırdı:

„Adam yoğun. Kötü niyet yoktur“ derdi büyük olasılıkla veörnek engin bir hoşgörü timsali tonuyla. Belki de „Gönderilen davetiyeyi, sekreterleri eline ulaştırmamışlardır“ diye de bir gerekçe bulurdu, inanırım.

Naif bir yaklaşım. Sevecen, masum, artniyetten arınmış, asil bir davranış biçimi. 
Turhan Ağabey’i iyi tanıdığım için, böyle düşünüp, söyleyeceğine çok eminim.

„Öyle olsun“ diyelim biz yine de.

Ancak, sorun burada bitmiyor. Bu sergi yakında sonlanıyor. Ancak sonlanmamalı istiyorum.

Israrla altını çiziyorum. Bu sergi sonlanmamalı ve Türkiye’nin dört bir tarafını bir aydınlanma meşalesi gibi dolaşmalı.

Çünkü burada sergilenenler, sadece birer karikatür değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin hafızasıdır. Belleğidir. Meraklıları ve Turhan Selçuk dostları için bir nostalji gibi gelebilir ama, onların herbiri, tarihsel birer yaprak gibidir.

Sadece Türkiye’nin ve Türk toplumunun değil, derin eserleri ile evrenselliğin güncedi gibidir.

Türkiye’nin adeta bir seyir defteri.

O kadar kesin.

Buradan çağrıda bulunuyorum:

Eeeey bu topraklarda bir Cumhuriyet kuran parti, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetim kademesi.

Böyle bir sergiye, bugün sahiplenmezseniz, ne zaman peki..!

Türkiye’de başarılı olduğunuz belediyeler öncülüğünde, bu aydınlanma güncesini, Anadolu’nun derinliğine taşıma görevini, yıllardır zaten baskılardan, dayatmalardan bunalmış, çıkış yolu arayan, bir parça soluk almak isteyen ülkemizde, siz değil de kim yapacak?

Göreve çağırıyorum hepinizi. Türkiye’nin kurucu temeli olan Cumhuriyet değerleri uğruna bir ömür vermiş, aydınlanmaya adanmış, vuruşmuş bir kahraman ve dürüst yüreği bayrak edinmek, kimin görevi olmalı?

Pek umudum yok ama yine de tarihi bir sorumluluk olarak not düşmekten de çekinmiyorum.

Ve bir de Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’na sesleniyorum.

Turhan Selçuk, bir evrensel değerdir. Dünyada inanılmaz bir karşılığı vardır.
O’nun bir zamanlar, sergilenmedik kıta olmayan eserlerindeki evrensel mesajları, bir Türkiye markası olarak kıymetlendirmeniz, dünyaya açmanız için ne bekliyorsunuz?

Turhan Selçuk, bir dünya insanıdır ama herşeyden önce bir Türk sanatçıdır.

Hayatını ülkesinin aydınlanması uğruna adamış bir ulusal kahraman!

İflah olmaz bir Cumhuriyetçi ve Kemalist...

Geçmişte yaşadığı onca haksızlığa, uğradığı baskılara ve hatta işkencelere rağmen vatanım diyebilen, ülkesinden asla ayrılmayan, davetli geldiği Almanya’da bile, 2 gün kalsa, üçüncü gün „memleketim“ diyen gerçek bir Cumhuriyet evladı. Ender bir yurtsever.

Daha ne olsun ki!
Daha ne duruyorsunuz ki!

Mehmet CANBOLAT Yorumladı.
Toplum Gazetesi/ALMANYA (YazıYorum: 2 Ağustos 2019)

HABERLER