Bu Kitabı Bir Okuyan Pişman Olacak, Bir de Okumayan...

NO LOGO ... Sadece bir kitap mı bu? Elbette değil. Bu yazıyı okuduktan sonra, O'nu okumadan yapamayacaksınız!
KAPİTALİZMİN GÖRÜNMEYEN YÜZÜYLE KARŞILAŞACAKSINIZ...
....

“No Logo”, New York Times’ın küreselleşme karşıtı hareketin kutsal kitabı olarak nitelendirdiği, büyük şirketlerin gerçek yüzünü ortaya çıkartan çok önemli bir kitap.

Kendisinden yeni yüzyılın Das Kapital’i olarak söz edilen No Logo, 2001 yılında The Times tarafından dünyada, 35 yaşın altındaki en etkili insan olarak nitelendirilen yazar ve eylemci Naomi Klein tarafından kaleme alınmış.

Kitap, küreselleşen markaların ve genel olarak kapitalizmin insanlığı nasıl bir çıkmaza sürüklediğini çok acı örneklerle anlatıyor. Naomi Klein, No Logo’da reklamlarla parlatılmış ünlü markaların mutfaklarına girip, üründen soyutlanmış, neredeyse felsefi bir etiket halini almış markaları mercek altına alıyor.

Hiç düşündünüz mü, “İnsanların logolarını taşıyarak belli statülere sahip olduklarını düşündükleri markalar, Güney Asya’daki fabrikalarına neden kimseyi sokmuyorlar?” ya da “Neden kendi ürünlerinin üretildiği pislik içindeki işyerlerinin girişlerine logolarını asmıyorlar?”

İşte Naomi Klein, No Logo’da asıl olarak bu soruların yanıtını veriyor. Kitaptan alınmış birkaç örnek:

Endonezya’daki Nike fabrikasının kapısında silahlı güvenlik görevlileri tarafından giriş-çıkışlarda işçilere çanta kontrolü yapıldığını biliyor muydunuz?

İşverenler, molalar dışında tuvaletleri kilitli tuttuklarından, GAP, Guess ve Old Navy için kıyafet dikilen bir fabrikada terzi kadınların kimi zaman tuvaletlerini makinelerin altındaki plastik torbalara yapmak zorunda kaldıklarını biliyor muydunuz?

Ağustos 1995’te GAP’in El Salvador’daki fabrika müdürünün, sendika girişimi nedeniyle 150 işçiyi işten kovduğunu ve “Örgütlenme sürerse, fabrikada kan akacak” diyerek işçileri tehdit ettiğini biliyor muydunuz?

10 bin çocuğun belgeli köle işçi olarak işverenlere satılıp, hayvan gibi damgalandığı Pakistan’da Nike, Adidas ve Reebok’un top üretmek için fabrikaları olduğunu biliyor muydunuz?

Honduras’ta on üç yaşından beri, Lee Gifford için kıyafet diken bir fabrikada çalışan Wendy Diaz’ın “Benim gibi küçük yaşta yaklaşık yüz çocuk var. Bazen bütün gece bizi çalıştırıyorlar. Şefler bize bağırıyor ve daha hızlı çalışmamız için azarlıyorlar. 

Bazen müdürler kızlara dokunuyor. Şaka yapar gibi bacaklarınıza dokunuyorlar.” dediğini biliyor muydunuz?
Honduras’ta bazı çalışan kadınların kürtaja zorlandığını, Meksika’daysa aylık ped kontrolü gibi aşağılayıcı uygulamalara maruz bırakıldıklarını, hamile kalan kadın çalışanlardan kurtulmak için işverenlerin işçilerle ortalama bir regl dönemi olan 28 günlük sözleşme yaptıklarını biliyor muydunuz?

Elbette çoğumuzun bundan haberi yok. Çünkü markaları yalnızca onların bize gösterdikleri yüzleriyle tanıyoruz. Oysa bu resmin bir de karanlık tarafı var. İşte No Logo şirketlerin iki farklı coğrafyadaki resimlerini bir araya getirerek yeni dünya düzeni adı altında karşınıza çarpık, adaletsiz bir kolaj (derleme) çıkartıyor:

Shell, uygar dünya olarak gördüğü İrlanda’da folk festivallerine sponsor olurken, yerkürenin başka bir yerinde, Nijer deltasındaki yoksul Ogoni halkının topraklarında petrol çıkartıp, ekonomik faaliyetleri için pürüz çıkartan kişileri Nijerya askeri gücünü kullanarak saf dışı bırakıyor.

Nike, ABD’de reklamlarında oynaması için Michael Jordan’a yıllık 20 milyon dolar öderken, Endonezya’daki taşeron işçilerine 1998 yılı fiyatlarıyla günlük bir doların altında maaş ödüyor.
ABD’de Wal-Mart’ta satılan sıradan bir Disney tişörtü, Haiti’de o tişörtü yapan işçilerin beş günlük ücretine denk geliyor.

Günümüzde markaların, kendi ürünlerinin önüne geçtiğini söyleyen Naomi Klein, markaların artık ürünlerinin ötesinde bir ilgi odağı, kalite göstergesi, spora, sanata, teknolojiye ruh veren bir imge gibi görülmek istediklerini belirtiyor. Klein, markaların artık sponsorlukla da yetinmediklerini, destek oldukları etkinliklerin önüne geçmeye çalıştıklarını örneklerle anlatıyor.

Tüm bunlardan daha kötüsü, markaların hiç çekinmeden müzelere, okullara, sokaklara girip kamusal alandaki her yeri logolarıyla doldurmaya başlamaları. Klein bu yayılmacılığın yoğunluğundan, insanlara logolardan başka bir alan veya logolu dünyanın dışında bir seçenek kalmadığını söylüyor.

Peki gerçekten de başka seçenek yok mu? Elbette var:

Sokakları Geri Almak. Naomi Klein, yeni dünya düzeni denen sömürü sisteminin gerçek yüzünü gözler önüne sererken, bir yandan da küreselleşme karşıtları için isyan ateşinin formülünü veriyor: Direniş de Sermaye Kadar Çokuluslu Olacak.

Yeni dünya düzenini, küreselleşen şirketleri ve emeğin sömürüsünü daha iyi anlamak için direnişin kutsal kitabı No Logo’yu mutlaka ama mutlaka okumalısınız. The Guardian tarafından Tüm Zamanların En İyi Kitapları Listesinde (Edebiyat Dışı) üçüncü sırada olan bu kitabı yalnızca kendiniz için değil, çocuklarınız için de okumalısınız.

No Logo için okur yorumlarından bazıları şöyle:

"...Küreselleşmeye ‘hayır’ diyen ve marka tutkunluğundan nefret eden herkesin başucu kitabı olacak. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum. Ünlü markaları yakın markaja alan ve foyalarını ortaya çıkaran, kirli çamaşırlarını döken bir kitap..." 

"...Naomi Klein, kapitalist sistemin sömürüsünü, kârlarını maksimize etmek isteyen şirketlerin oyunlarını, küreselleşen dünyanın oyununu cesur bir şekilde kaleme almış. Süper bir kitap tavsiye ederim..."

"...Amerika’ya Hayır, Globalleşmeye Hayır gibi mitinglerde görmeye alıştığım Nike ayakkabılı, Adidas çantalı gençlerimizin hepsinin okuması gereken bir şaheser. Aynı zamanda makalelerde kullanılabilecek harika anekdotlar ve istatistiklerle dolu. Ne denilebilir ki? Önce bu kitabi al, sonra "Sokakları Geri Al..." Not: Yorumlar kitapyurdu.com sitesinden alınmıştır.

(NO LOGO - Bilgi Yayınevi)

Toplum Gazetesi/ALMANYA (KİTAP: 26 Aralık 2017)

HABERLER