AVRUPA BİRLİĞİ, 7 ÇOCUKLU BİR ANNEYE EMANET!

Toplum Gazetesi/ALMANYA (YazıYorum: 18 Temmuz 2019)
Mehmet CANBOLAT Yorumluyor:

AVRUPA BİRLİĞİ, 7 ÇOCUKLU BİR ANNEYE EMANET!

Takvimlerin 16 Temmuz 2019'u gösterdiği gün, pek farkında olamasak bile, Avrupa açısından birşeyler oldu.

Hem de çok önemli bir şey.

Avrupa tarihinde ilk kez, bir kadın politikacı, 28 üyeli Topluluğun 500 milyonu aşkın Avrupalı'nın baş sözcüsü oldu.

Yani, bir kadın ilk kez olmak üzere, AB'nin yeni dönemdeki Komisyon Başkanı oluyor.

Komisyonu unutun ve siz bu kadın politikacının AB Başkanı olduğunu düşünün yeter. Çünkü, sıfatlar farklı bile olsa, sonuçta aynı kapıya çıkıyor.

Takvimlerin 16 Temmuz 2019'u gösterdiği gün Avrupa'da birşeyler oldu. Hem de çok önemli bir şey. Ve özellikle de Almanya açısından tarihi değerde bir değişim oldu.

Çünkü Almanya, Topluluğun tarihinde tam 51 yıl sonra, Birliğin en tepesine kendi politikacısını oturtmuş oldu.

Herkesin, kendilerine gösterilen kuşlara baktığı anda, Angela Merkel'in sürpriz bir çıkışla öne sürdüğü ve "Adayımız budur" dediği, Ursula von der Leyen, bir anda AB'nin Başkanlık koltuğunu kazanan isim oldu.

Bir Alman ve sıkı durun, 7 çocuk annesi bir kadın.

Almanya açısından iki büyük başarı çünkü, Almanya Ursula von der Leyen'in oylamayı kazanması ile AB'nin en üst yönetimini de bir anlamda eline geçirmiş oldu.

Almanya, bu açıdan önemli bir yengi almıştır diyebiliriz.

Anımsarsanız, Ursula von der Leyen'in adaylık için öne sürüldüğü günün ertesinde kaleme aldığım böylesi bir yazıda, Merkel Kabinesi'nde iki dönemdir Savunma Bakanlığı yapan bayan politikacının, aslında tüm üye ülkeler için açık bir dayatma olduğundan dem vurmuştum.

Ve ayrıca, bu sürpriz adayın, Almanya'nın özellikle Doğu kökenli Topluluk üyesi ülkeler tarafından da seçilmek zorunda olduğuna vurgu yapmıştım.

Nitekim öyle oldu. Merkel'in yakın arkadaşı Hıristiyan Demokrat politikacı von der Leyen Avrupa Parlamentosu'nda salt çoğunluk olarak görülen 374 oyu biraz aşarak, yani 383 milletvekilinin desteğini alarak, yeni dönemde, yani önümüzdeki 5 yıl için Avrupa Birliği Komisyonu Başkanlığı koltuğuna oturma hakkını elde etti.

60 yaşındaki yeni bayan başkan, görevi, mevcut Başkan Jean - Claude Juncker'den 1 Kasım 2019 günü resmen teslim alacak.

Ancak bu başarı, Ursula von der Leyen'den çok, siyasette gidici diye tanımlanan Angela Merkel'in tartışmasız başarısıdır. Almanya hanesine yazılan bu başarı notu, aslında son aylarda imaj kaybı yaşayan Merkel'i çukurdan alıp çıkarmayı da sağlamıştır.

Son yıllarda yer yer ağır çıkmazlar yaşayan, Topluluk bünyesindeki sorunlara çözüm bulmada başarısızlık sergileyen ve dış dünyaya ilişkin siyasette ise, istediği kadar etkin olamayan AB'yi, yeniden hedef güzergaha taşımakta, Ursula von der Leyen ne kadar başarılı olabilir; bunu da önümüzdeki yıllar gösterecek.

O nedenle von der Leyen'in işi sanıldığı kadar kolay değil. Çünkü siyasi geçmişi bağlamında, özellikle Savunma Bakanlığı döneminde adının bazı suistimallere yönelik sorumsuzluğa karışması, hatta Federal Ordu ve bakanlığı hantallaştırdığı gibi iddialar, henüz unutulmuş değil.

Zira, bakanlık yapabilecek yetilere sahip olmamakla da itham edilen bir isim.

Çiçeği burnunda müstakbel başkan, sadece Topluluk bünyesi için ve dış dünya ekseninde politikalara yön vermekle kalmayacak, AB'nin 30 bin civarındaki personelinden de sorumlu olacak. Yani Ursula von der Leyen, Avrupa genelinde aynı zamanda büyük bir işveren konumunda bulunuyor.

AB 28 farklı üye ülke ile, aslında yıllardır kutsal Avrupa ruhunu bayrak ediniyor ancak, Topluluk kendi içinde dahi alınan onca önleme rağmen, bir bütünlük sağlayabilmiş değil.

Yani üye ülkelerin çoğu, yine kendi başına buyruk hareket ediyor ve birçok ülkede vatandaşların çok büyük bölümü, Avrupa'nın temel değerlerinden, hukuk devleti, özgürlükler, demokrasi, fırsat eşitliği gibi bir dizi değerden çok, "Brüksel'den bize ne kadar para düşer?" gibi bir hesapla meşgul.

Bu değer yoksunluğu veya zamanla oluşan yorgunluk, ister istemez AB'nin çalışma gücünü de engelliyor.

Yeni seçilen Ursula von der Leyen de bunun farkında ve Avrupa Parlamentosu'ndaki oylamadan önce yaptığı ateşli konuşmada, birlik beraberlik ve çabadan söz etti.

Kolları sıvamaktan dem vurdu.AB'nin dünya politikasında daha fazla söz hakkı olması gerektiğine işaret etti.

"Çabalayacağım" dedi.

Kadın erkek fırsat eşitliğine angaje olmaktan, iklim politikalarında daha etkin yol izlemekten bahsetti.

Hatta internet tekellerinin büyük paralar kazandığından ancak vergi vermediklerinden yakındı ve bunun böyle gitmeyeceğini söyledi.

Topluluğun daha da genişlemesi yeni üye ülkelerin aileye dahil edilmesi gibi konuları gündeme getirmedi.

Bu tavır bile, AB'nin önümüzdeki 5 yılda Türkiye ile yılan hikayesine dönmüş olan üyelik müzakerelerinde yeni dönemde de öyle dişe dokunur bir gelişme olmayacağı izlenimi uyandırıyor.

Ursula von der Leyen'in bu tavrı sessizliği, AB'nin son 5 yıldır Türkiye'yi öteleyen tavrının büyük olasılıkla devam edeceğine yönelik bir işarettir bence.

Ursula von der Leyen ismi gündemde yokken, adaylığı kesin olan Martin Weber isimli yine Alman politikacı kadar sert olmasa bile kadın politikacının da, Türkiye'nin önüne üyelik için kırmızı halı sermesi de asla beklenemez.

Bunu düşünmek de, hayalciliktir.

Bu nedenle, Türkiye yeni dönemde, gerçekten AB üyeliğini istiyorsa, son yıllarda sürekli yüzüne vurulan, sık sık hatırlatılan demokrasi, insan hakları, hukuk devleti ilkelerine uyum, yurttaş özgürlüğü, düşünceyi ifade ve yayın özgürlügü gibi konularda, çok radikal dönüşümleri gerçekleştirmek zorundadır.

Değilse, Ankara, kendisine artık yeni bir rota çizmek zorundadır.

Türkiye'nin iyi niyet göstergesi bu dönüşüm adımları, öyle inanıyorum ki, AB tarafından olumlu karşılanacak ve "Türkiye bizim değerlerimize uyum sağlamaya yatkın görünüyor" mesajını incelemek zorunda kalacaktır.

Türkiye elbette AB üyesi olmak zorunda değildir.

Ancak bu büyük aileye katılmak istiyorsan, o zaman onların bayrak edindiği değerleri sindirmek ve uygulamak zorundasın. İşin doğası böyle.

Kimse, Türkiye'yi bu yönde yürümeye dayatmıyor ve gel bize üye ol diye, silahla da zorlamıyor.

Ve Ankara, kendine güveniyorsa, istiyorsa kendine de yeni bir yön, elbette çizebilir.

Türkiye kendi geleceğini elbette yine kendisi belirleyecektir.

İster AB üyesi olsun ister başka yöne gitsin, o kendisinin özgür iradesidir. Tercihidir.

Ama şunu da vurgulamak isterim.

Neredeyse 100 yıla dayanan köklü bir Cumhuriyet ve demokrasi deneyimi olan Türkiye gibi bir ülke, AB istiyor diye değil, Türk insanının, demokrasi, özgürlük, hukuk devleti, düşünce hürriyeti gibi temel insanlık değerlerini çoktan hakettiği için, radikal dönüşümü gerçekleştirmek ve demokratikleşme sürecine hız vermek zorundadır.

Hem de tez elden ve daha fazla vakit yitirmeksizin...

Mehmet CANBOLAT Yorumladı.
Toplum24TV/ALMANYA (YazıYorum: 17 Temmuz 2019)

HABERLER