AMERİKA'NIN İRAN AMBARGOSU VE "MAT ŞAH!"

Mehmet CANBOLAT Yorumluyor:

ABD'NİN İRAN AMBARGOSUNDA GİZLİ AMAÇ: "MAT ŞAH!"

Belki uzun bir yazı diye okumayacak ve fotoğrafa bakıp geçeceksiniz. Ama ben yazmakta ısrarlıyım. Tarihe not düşmeli, diye düşünüyorum.

Önce bir hatırlatma yapalım.

Çünkü geçtiğimiz haftalardan birinde yazmıştım.
Türkiye'nin 16 yılda yaşadığı hızlı dönüşüm ve kırılmalar ve ardından artarak gelen sertleşme politikası, sadece Türkiye'nin sorunu değil.

Dünyanın dört bir yanında benzeri, kabuk kırılmaları yaşanıyor.

ABD'de, Donald Trump gibi bir "Başkan"ın gelip, son 1 yılda dünyada estirdiği sert rüzgar olmasa, "bütün bunların tek sorumlusu ABD'dir," demek mümkün olacaktı. Ama değil.

ABD'nin bugün içinden geçtiği Trump rüzgarı, başlıbaşına kendi içinde bir kabuk kırılması değil de nedir?

Dünyaya yeni bir ayar veriliyor. Farklı coğrafyalardaki eksen kaymasının ana sebebi bu.

Eksen kaydırmanın en güçlü yolu ise, sertlik politikası izlemekten geçiyor.

Trump, kendinden önceki Başkan Barak Obama'nın desteklediği Tahran ile Nükleer Anlaşması'nı hiçe sayıp, başına buyruk hareket etmeye yönelmesi ve 7 Ağustos 2018 günü İran'a yönelik ekonomik ambargoyu uygulamaya sokması, öyle sıradan bir olay değil. Çok daha ötesi.

ABD aslında bu tavrıyla, Tahran'a yönelik birşey söylüyor ama, bunun kelime anlamı, "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit"ten başka birşey değil.

Yani bu ambargo, İran'ı hedefliyor ancak, "yoluma engel olan olursa, onlar da bu işten zarar görür" demek istiyor.

Daha açık ne desin ki! "Her kim, bundan böyle Tahran ile ticarete soyunursa, bizimle bir daha asla ticaret yapamaz" diyor.

Yani Trump, sadece Tahran yönetimini değil, AB'yi ve Topluluk dışı başka ülke yönetimlerini de, açıkça karşısına almış oluyor.

İran ambargosu başlamadan önce Almanya İngiltere ve Fransa Dışişleri Bakanları ile, AB'nin Dış İlişkilerden Sorumlu Yüksek Komiseri'nin ortak açıklaması, Tahran'a AB'den tam bir güveni içeriyordu. Bunun bir başka yorumu ise, Washington'a da diş göstermekten başka birşey değildi.

Ancak Trump, Avrupa'nın manevrasını yemedi ve anında uyarısını yineledi.

Hem de çok basit ifadeyle, "Ayağınızı denk alın" der gibi.

Avrupa Birliği, iki arada bir derede kalmışa benziyor. Örneğin Almanya bu konuda çok zorda. Dışişleri Bakanı Heiko Maas, her ne kadar: "Ambargo bizi bağlamaz. Tahran ile tüm ekonomik işbirliği projelerimiz aynen devam edecektir." deyip, devlet olarak güvence verse de, durum; pek öyle güvenli ve romantik görünmüyor maalesef.

İran ile 1953 yılından bu yana yoğun bir ticari ilişki içinde olan ve bu yılın sonunda kamyon üretimi için İran'a yönelik projesini hazırlayan Daimler, ABD'den gelen tehditten olsa gerek, daha ambargonun ilk gününde, milyarlık projesini geri çekiverdi.

Bence bu tür kararlar, önümüzdeki günlerde birbiri ardına gelecek. Çünkü, Alman şirketleri İran'ın safında yer alarak, ABD ile kötü olmayı asla göze alamıyor. Daimler'in havlu atması, bunun en somut ve önemli bir göstergesidir.

Yani ABD, bu somut adımıyla, sadece İran'a değil, tüm AB ülkelerine ve elbette Tahran ile ticarete önem veren aralarında Türkiye'nin de olduğu çok sayıda ülkeye, adı öyle olmasa da, dolaylı bir ambargo uyguluyor bence.

ABD, sanıyorum İran için düğmeye bu kez ciddi biçimde bastı gibi. Amaç, nükleer silah üretimi falan değil, Batılı literatürde "Mollalar Rejimi" diye tanımlanan siyasi egemen gücü önce yalnızlaştırmak, adım adım köşeye sıkıştırmak, dar sularda boğmak, soluğunu kesmek ve etkisizleştirmek...

Bu işin A Planı...
İkinci aşamada ise B Planı var.

O da İran'da sokak eylemlerini ateşlemek ve iç isyanların önünü açma süreci gelecek. Suriye'de yaşananların bir benzeri bir tiyatro bu kez İran'da Farsça oynanacak.

Parçala böl ve yönet.

Peki sonrası?

Sıkı durun. Çok iddialı söylüyorum. Amerika, İran'ın başına yeni bir isim hazırlıyor. Yeni derken, eskinin bir uzantısı.

Hayır "Mollalar" cephesinden değil.

Daha eskilerden bir isim. Yani devrik lider Şah Reza Pehlevi'nın büyük oğlu Cyrus Rıza Pehlevi.

58 yaşındaki Rıza Pehlevi halen ABD'de yaşıyor. İran'da Şah dönemindeki Anayasa'ya göre, oğul Rıza Pehlevi, babasından sonra koltuğa oturması gereken tek isim. Bu inanç 40 yıl önce ne ise, bugün de O.

Şah ailesi ve Şah yandaşı sürgündeki muhalif odaklar, (Halkın Mücahitleri Örgütü hariç ve onlar sol devrim ile yıllanmış marjinal mücadelesini sürdürüyor) eski Anayasayı geçerli görüyor.

"Değişimin Rüzgarı", "İran'da Demokrasinin Geleceği" gibi kitaplar ile de, İran'da göreve hazırlandığını yıllardır gösteren oğul Reza Pehlevi, Trump'a yakınlığıyla biliniyor. Öyle ki, zaman zaman sessiz sedasız Avrupa başkentlerine gelip, önemli görüşmelerde bulunuyor. Bundan ABD yönetiminin de bilgisi olduğu muhakkak.

Reza Pehlevi, önümüzdeki haftalarda Paris, Londra'nın ardından Berlin'e de gelecek ve burada da sürgünde yaşayan bazı İranlı muhalif grupların temsilcileriyle, dışa kapalı bir görüşme yapacak ve olası stratejileri ve rejim değişikliği sonrasında neler yapılması gerektiğini konuşacak.

Kaynak güçlü olduğu için yazıyorum.

Belli ki, somut bir hazırlık var. Öyle olmasa, oğul Cyrus Reza Pehlevi'nin Avrupa turları belki bu denli gündeme gelmeyecekti.

Ancak unutmayalım; İran öyle kolay yutulur bir lokma değil.
Hele bir Irak, Libya veya Suriye; asla değil.

Ortalık yakın bir zamanda ısınabilir. O yüzden merceklerinizi İran eksenli gelişmelere çevirin biraz, diyorum.

Bundan 40 yıl önce, Tahran ve bazı kentlerde patlak veren kısa sürede alev alev yanan sokak protestolarını, Humeyni'nin Tahran'a Fransa'dan nasıl geldiğini, getirildiğini ve hemen sonrasındaki gelişmeleri, Türkiye'de çocukluk ve gençlik arasındaki bir kuşağın heyecanıyla takip ediyordum. O günleri, bugün bile iyi hatırlıyorum.

Önümüzdeki günler, önemli gelişmelere gebe olabilir.
Sanki tarih, tekerrürden ibaret gibi.

Yoksa, Trump'ın, ambargoyu delecek kim olursa olsun, herkese aba altından değil, açıktan açığa sopa göstermesi, AB ile arasını bozacak kadar bir önemli adımı göze almaya başlaması; boşuna değil bence...

Mevsim yaz, sıcaklar kavuruyor.
Ancak Trump'un yaktığı ateşin, önümüzdeki aylarda belli ülkeleri biraz daha bunaltacağı söyleniyor.

Çünkü, niyet başka, niyet!

Türkiye bundan etkilenemez mi? Sanmıyorum.
İflas dalgası ve ekonomik bunalım ve dozunun artması beklenen Washington yaptırımları karşısında, son yıllarda iyice sarsılan bir yönetimin dayanabilmesi pek mümkün görünmüyor.

Birçok Batılı ülke gibi, Türkiye de, İran'a karşı ABD saflarında yer alırsa, şaşmamak gerekir.

Çünkü eksen kayması bölgede çok sert olabilir.
Bu nedenle, Tarsus'ta geçen lise yıllarımda bir tiyatroda kullanmam gereken ve hayatım boyu hiç unutmadığım bir söz vardı.

"...İnsanlar, aç kalmaya görsün bir kez, inançlarını, ideallerini bile yer!.."

Başka söze gerek var mı acaba?
Satranç bilmem ama, bu oyunda kural olarak yanılmıyorsam, "şah-mat'"denir yengiyi anlatmak, sonuca giden yolu anlatmak için...

Ama şu ambargo meselesinde kural tersten işliyor.
Mat ve Şah! Yeter galiba...

Mehmet CANBOLAT Yorumladı
Toplum Gazetesi/ALMANYA (YazıYorum: 8 Ağustos 2018)

HABERLER