Almanya'nın Göçmen Çıkmazı... Ve Gerçeğe Fransız Kalmak!

Almanya, günlerdir bir kahır nöbetinde.

Tıp dünyası bunun adını bulmaya çalışıyor.

Memleketin büyük bir bölümünün ağız tadı, şu günlerde pek yerinde değil. Memleketin ekonomisi tıkırında, ülke güvenli ve herkes keyfinde.

Ama bir huzursuzluk var.
Çünkü, öyle bir şey mideye oturmuş ki, günlerdir garip bir sancı gidip geliyor. 

Alman halkı, ağır bir toplumsal sendrom geçiriyor adeta. Medyanın da, bundan kalır bir yanı yok doğrusu.

Rusya’daki 2018 Dünya Kupası Futbol Şampiyonası’nda, daha ilk turda elenerek ağır bir darbe yiyen Almanya’da „Bize n’oldu böyle!“ adlı, garip bir ruh halinde ve mutsuzluk nöbeti dalga dalga, bir gidip bir geliyor.

Can sıkıntısından, moral bozukluğundan, işe gitmeyenlerin, hastalık iznine çıkanların, sayısı da birden bire artmış gibi. Kahırdan, efkardan, acıyı biraz da olsa unutmak için memlekette içen içene...

Bu olumsuzluğun tek sorumlusu ise, yabancılar.
Daha açık bir deyişle Türk kökenli iki futbol yıldızı Mesut Özil ve İlkay Gündoğan.

Herkes, bu iki günah keçisine, şeytan taşlaması gibi, Mesut ve İlkay’a saldırıyor.

„Zaten bu Türkler’in tipi, tip değildi… Bunlar Rusya’ya götürülmese olmaz mıydı yani!… Zaten belliydi bunların Almanya’ya ısınamadığı… Alman milli forması kiiim? Bunlar kim? Özil Go Home! Git Erdoğan Sultanının yanına…“

Evet Almanya’da önemli bir güruh, midesinden böyle konuşuyor. Gurultusundan belli.

Belli ki, Almanlar’ın hepsi olmasa bile, hala belli bir grupta, ırki anlamda bir hazımsızlık sorunu var. Bunun giderilmesi de pek kolay olacağa benzemiyor.

Göçmenler konusunda belli alanlarda gözlenen hazımsızlık, neredeyse Özil ve İlkay’ı ipe götürecek türden.

Bu hazımsızlığın sebebini de önyargısız anlamaya çalışıyorum.

Eğer sorun, yabancı oyuncularda olsaydı, İngiltere finali zorlayamazdı.
Fransa, çoğunluğu Afrika kökenli olan ancak tek ruhla mücadele eden siyahi kadrosuyla, bugün Dünya Şampiyonu olamazdı.

Yani demek oluyor ki, sorun, kadroda çok yabancı olması falan değil.
Sorun, hazımsızlıkta. Bunun da tek sebebi var, o da Fransa ile Almanya’nın göçmen ve yabancı kültürler bağlamında deneyim farkı.

Bir diğer deyişle, Fransa için yabancılar öyle öncül bir hazımsızlık faktörü değil. Çünkü, geçmişin tozlu sayfalarında, günahları ve sevaplarıyla, emperyal güç olarak, işgal gücü olarak yoğun bir farklılık deneyim elde etmiş başka uzak coğrafyalarda. Kültür alışverişleri olmuş karşılıklı ve bugünlere gelinmiş.
Fransa, yabancıya açık.

Ama Almanya hala değil.
Mümkün de değil. Tarihsel kökeni var bunun.

Çünkü Almanya, dünyada hiçbir zaman bir koloniyal güç olamadı. Uzaklarda bir yerlerde keşiflere çıktı ancak beceremedi. Tarihte denizaşırı ülkelere gidip işgal gücü olarak, farklılıklarla tanışma fırsatı olmadı. Haçlı Seferleri’ne biraz bulaştıysa da, onu da sonunda eline yüzüne fazlasıyla bulaştırdı.

Yani Almanlar, Fransa, Hollanda, İspanya, İngiltere, Portekiz gibi engin farklı sulara açılmadı. Açılamadı.

Hep kendi kabuğunda kaldı.
Daha basit terminoloji ile, ayıp olmasın ama, Almanlar biraz "köylü" kaldı.

O yüzden kapalılar… O yüzden, bugün bile hala, bu ülkeyi yurt edinmiş milyonlarca yabancının, geleceğin Almanı olacağını göremiyor. Onların bir gün evlerine geri gideceğini düşünüyor. Düşlüyor.

Yani Alman, Alman kalmış ama, dünya gerçeklerine de biraz Fransız kalmış.

Mesut Özil ve İlkay Gündoğan’ı, yenilgiden, diskalifiye olmaktan sorumlu gören zihniyet, dünyaya ve gerçeklere yabancı kalmanın, en somut dar düşünceli katmanıdır bence.

Oysa, bugünlere İlkay ve Mesut Özil’in geleceği, Almanya adına başarıyı arayacakları, aslında 30-35 yıl önce İlyas Tüfekçi, Erdal Keser gibi bazı yıldız oyunculardan belliydi.

Yarın kimbilir ne çocuklar gelecek! Adı Türk, soyadı Türk… Bence, yakın bir gelecekte, Alman milli takımını sırtlayacak enerji, yine Türk çocukların teriyle beslenecek...

Keşke bu masum ve doğal gerçeğin farkına, bir de bu ülkede futbola yön verdiğini sanan köylü kafalar da bir görebilse… 
Bir de onlar sindirebilse..
Akıntıya karşı kulaç atmanın zor olduğunu bir de onlar farkedebilse…
Yanılıyor muyum acaba?

Mehmet CANBOLAT Yorumladı
Toplum Gazetesi/ALMANYA (YazıYorum: 18 Temmuz 2018)

HABERLER