ALMANYA'DA SELEFİLER, HİLAFET VE BİR AŞK HİKAYESİ

ALMAN MAHKEMESİNİN ÇÖZMEK ZORUNDA OLDUĞU NAMUS KAVGASI;

HİLAFET VE SELEFİLER ARASINDA BİR KANLI AŞK HİKAYESİ...

Almanya’nın kış ayında soğuk günlerinden birindeyiz bugün.

Kassel’de Eyalet Mahkemesi önündeyiz. Oldukça kalabalık ve bir o kadar da güvenlik görevlisi var. Özel harekattan sivil polis kaynıyor ortalık. İçeri girmek uzun sürüyor ve zaten ortam gergin.

Bugün burada oluşumuzun ama bir gerekçesi var. Türkiye'den Doğu kökenli iki aile arasında yaşanan bir namus meselesi ve taraflardan birinin oğlunun, diğer tarafın kurşunlarına hedef olması.

Daha doğrusu, mahkemede biten bir garip aşk hikayesi. Bir diğer deyişle, iki dini cemaat arasındaki dostane ilişkilerin birdenbire sarsılması ve gizli bir aşkın doğurduğu büyük kavga. Anlatalım:

Bir Alman gazetesinde yer alan bir haberin, satır aralarında dikkatimi çekmişti bir süre önce. Araştırdım. Oldukça enteresan bir konu olduğunu gördüm. Mesele bizimkiler ve Hessen eyaletinin kuzeyine uzanıyor.

Şöyle ki: Bir kasaba düşünün. Nüfusu 8 bin bin ya var, ya yok.

Almanya’nın kırsalı diyebileceğim ve eyaletin kuzey kesiminde yer alan Sontra isimli bir yerleşim merkezinden söz ediyorum. Haritada yerini bulmakta bile, gerçekten zorlanıyorum.

Yolları, nasıl nereden düşmüşse, burada da çok sayıda Türkiye kökenli aile yaşıyor. Herkes herkesin kim olduğunu büyük ölçüde biliyor. 

Tıpkı komşu eyaletteki sınır şehri Göttingen gibi. İkisi de birbirine yakın.
Kuzeydeki kırsalın uzun zamandır göze batan islami bir dokusu var. Organizasyonlar harıl harıl faaliyet sergiliyor. 

Örneğin Sontra’da topu topu bir avuç Türk var ama, içlerinde Hilafet Devleti kurmayı hedefleyenler de mevcut. 

Alman kamuoyu da bunu, nice sonra öğreniyor ancak kimin kim olduğu belli değil. „Almanya’da hilafet devleti???“ söylemini duyanlar, şaşkınlıkla tepki gösteriyor ve kafa sallıyor.

Göttingen’de ise, Selefiler hakim. Hani o bir zamanlar, yolda sokakta, Almanca Kuran-ı Kerim dağıtan ve temel ilke olarak Hazret-i Muhammed gibi yaşamayı yeğleyen bir hareket.

Yani, Hilafet Devleti ile Selefiler arasında, bu sessiz üçgen coğrafyada açıktan açığa iyi bir iletişim ve dayanışma var.

Ta ki, bir aşk hikayesinin fitilinin Sontra’da ateşlendiği günlere kadar.

Anlatalım. Ancak, bu aşk hikayesinin kahramanlarını da önce kısaca tanıyalım.

Önce kız tarafından birkaç portre:

KIRSALDA SELEFİLER VE KAPLANCILAR HİLAFET DEVLETİ ÇALIŞMALARI

(Not: Burada dile gelen şahısların gerçek isimleri tarafımızda saklıdır)

Göttingenli Zehra K., 20’li yaşlarda bir genç kız. Malatya kökeninden gelen, oldukça muhafazakar ailede doğup büyümüş ve tamamen kapalı giyimli yaşamı tercih etmiş.

Sontralı Esat Y., ise, aynı yaşlarda ve Almanya doğumlu bir delikanlı. O da, kasabada Hilafet Devleti Kaplancılar grubun cephesinde yoğun biçimde koşturan bir inanç militanı.

Zehra’nın ağabeyi var ve O ise, Göttingen’de Selefiler’e takılıyor.

Genç listeden bir isim daha var ve içlerinde en çok tanınanı da O. Adı Furkan bin Abdullah ve o da Esat Y.’nin kızkardeşiyle evli.

Dilbaz bir kişilik, becerikli bir düşünce pazarlamacısı. Daha doğrusu, Sontra merkez üssü olmak üzere, Almanya’da Hilafet Devleti kurma savaşının yılmaz reisi O.

Öyle ki, evinin altında kurduğu özel bir stüdyo ile, Youtube gibi tüm sosyal medya üzerinden sesini duyuruyor. Oldukça da başarılı. İsteyen ismini yazarak bu görsellere ulaşabilir ve Almanya'da Hilafet Devleti kurma propagandalarını rahatlıkla bulabilir.

Esat Y. ise, Furkan bin Abdullah’ın sağ kolu. Birlikte, Hilafet Devleti projesini palazlandırmaya gayret ediyorlar.

Zehra K.'nın babası Yusuf; Esat Y.’nin babası ise Ramiz Efendi. Anneler ön planda değil.

Esat ile Zehra bir gün Sontra’daki camide kuran kursunda tanışıyor ve bir süre sonra birbirlerine yakınlık hissediyorlar. Gizli bir aşk onlarınki…

Aşk öyle ateşleniyor ki, ilişkiler yoğunlaşmaya ve artık sınır-mınır tanımamaya başlıyor. Mesele duyulunca, annenin kızına yaptığı telkinler de, fayda etmiyor.

Üstüne üstlük, Zehra, sıradan İslam’ı yaşamakla yetinmiyor ve Esat’ın da etkisiyle, hızla radikalleşiyor ve şeriat buyruklarını koşulsuz yerine getiriyor. Kendince, nihayet gerçek Müslüman oluyor.

"ESAT BENİ CENNETE GÖTÜRECEK"

Kendi ailesine bile „Siz Müslüman değilsiniz. Sizin pişirdiğiniz yemek bile yenmez. Helal değil.“ diyebiliyor annesine. Ailesinden uzaklaşıyor ve kendini savunurken: „Sizler cehennemliksiniz. Esat beni cennete götürecek. Sizin namazınız bile doğru değil.. Hayatınız helal değil…“ gibi ve daha nice hor görmeler, dışlamalar… ötelemeler…

Sonuç? iki aile arasında yoğun bir gerginlik patlak veriyor. Zehrabir gün Esat’a kaçıyor. Tüm aracılık çabaları sonuçsuz kalıyor. Furkan ile Esat, dava arkadaşı olunca, Zehra da, evden çıkıp, önce Furkan’ın yaşadığı eve yerleşiyor.

Gerginlik giderek büyüyor ve kız babası Yusuf Efendi, caminin oto park alanında, Esat’ı bir gün konuşmaya davet ediyor.

Tarih 11 Şubat 2018.

Kassel’deki savcı Andreas Thöne’nin verdiği bilgiye göre, Esat Zehra ile evlenmek istediğini söylüyor ancak baba bu ilişkiye karşı çıkıyor. Ve hatta bu işe derhal son verilmesini istiyor.

MÜSTAKBEL OLASI DAMADA KURŞUN YAĞMURU

Sohbet bir süre sonra, gerginliğe dönüşünce, bu kez baba cebindeki tabanca ile Esat’a iki el ateş ediyor. Kaplancı teşkilatından Esat, yaralı vaziyette 200 metre kadar camii yönünde kaçıyor ancak hemen oracıkta, kanlar içinde yere yığılıyor.

Öfkeli kız babası, namusu kurtarmak için, Esat’ın peşinden giderek, birkaç kez daha ateş ediyor ve kaçıyor. Yaralı gencin kardeşi olaya tanık olunca hemen ambulans çağırıyor ve Esat, acil bir ameliyat ile, ölümden dönüyor.

Ve bu namus kavgası ve cinayete teşebbüs, kısa sürede medyada ele alınınca, Esat ile Zehra’nın gizli aşkını, artık duymayan kalmıyor.

Sonuç: Malatyalı kız babası Yusuf K., adam öldürmeye teşebbüs ve ağır yaralama suçundan yargılanıyor. Esat birkaç ay içinde iyileşiyor ve Selefiler ile Hilafet devleti arasında oluşan soğukluğa paralel, aileler arasında „Sen müslümansın, değilsin“ çekişmesi, Kassel’de Eyalet Mahkemesi’nde, medyanın da yayınlarıyla büyük bir olaya dönüşüveriyor. 

Aralık ayı başından beri bu davada toplam 6 duruşma yapıldı ve biz dördüncü ve oldukça gerilimli mahkemeyi izliyoruz. Ancak öyle sıradan bir adam yaralama duruşması değil.

Onlarca resmi güvenlik görevlisi, özel harekattan sivil görevliler ve üniformasız bir dizi polis duruşma günü mahkeme binası önünde ve duruşma salonunda görev başında.

Çünkü mahkeme salonunda kız ve oğlan tarafı için "Malatya" ve "Mardin" der gibi ayrı bölümler açılmış ve grupların tam da ortasında, olay çıkmasın diye sadece hazır kuvvet polisler oturuyor. Binaya giriş çıkışlar da tamamen yoğun kontrol altında.

Mahkemenin önümüzdeki günlerde, yani yeni yıla girmeden sonuçlanması bekleniyor. Yani tarih olarak 28 Aralık deniyor.

Taraf aileler ve akrabaları büyük gergin ortamda duruşmaya girip çıkıyorlar. Çoğu, inançlarına uygun giysi içinde. Küçücük bir kıvılcım, büyük bir yangına yol açabilecek kadar, öylesi bir hava hakim mahkemeye.

ALMAN MAHKEMESİNİN KARARLARI YERENİE TÖRE KANUNLARI MI?

Mahkemeden nasıl bir sonuç çıkar?

Bu tarafların umurunda değil. Ancak biz merak ediyoruz. Alman Ceza Yasası'na göre, kız babası Yusuf K. Efendi’yi, adam öldürmeye teşebbüs ve yaralama suçundan 5 ile 7 yıl arasında bir ceza bekliyor. Yani müstakbel olası damadını yaralamak suçundan.

Ancak, hakimin takdir hakkı da dikkate alındığında, bu ceza 3 yıla kadar da inebiliyor.

Dediğimiz gibi bu dava Alman medyasında da son günlerde yine büyük ölçekte gündeme geliyor ve ilginç tahminler yürütülüyor. Oradan öğrenebildiğimize göre, üç veya beş veya yedi yıl farketmiyor Esat’ın ailesi için.

Ve dünürlerine öfke kusuyorlar.

Ve „Alman Mahkemesi’nin kararı bizi hiç bağlamaz“ diyorlar.

Töre kanunlarından söz ediyorlar.

DANANIN KUYRUĞU 28 ARALIK'TA KOPAR MI?

Bu dava mahkemede bitmez diyen de var. Hatta gazeteler de bu tür yorumlar ile dolu. Meselenin olduğu yerde kalmayacağından dem vuruluyor. Kan davasına dönüşeceğinden söz eden de var.

Yani tam bir aşiret savaşı. Kana kan. Dişe diş.
Bir aile Malatya kökenden. Diğeri ise Mardin.

Her ikisi de muhafazakar bir yaşam biçimini benimsemiş ve inançları doğrultusunda yaşıyorlar.

Ancak, Zehra ile Esat’ın İslam’i usullere göre aşkı, Alman medyasının dilinden düşmüyor.

Karar merakla bekleniyor ama, ya sonrası? Orası bir muamma. Ama Sontra ve Göttingen’de bir garip sessizlik var. Her an herşey olabilecekmiş gibi.

Bir yanda Selefiler… bir yanda Kaplancılar Hilafet Devleti Hareketi. 

İkisinin bugüne değin güllük gülüstanlık dayanışma ilişkisine biraz kan bulaştırmış Zehra ile Esat'ın önü alınamayan kanlı aşk hikayesi.

Hayal değil. Yaşanan bir gerçek öykü bu.

İnanmayan, Kassel Eyalet Mahkemesi’nin kapısını, 28 Aralık 2018 günü yapılacak karar duruşması için çalabilir.

Davanın sonu henüz belli değil.
İnanca göre, Allah bilir!

Ama en geç, dediğimiz gibi, yeni yıldan tam 3 gün önce artık herkes bilecek. 

Mehmet CANBOLAT Yorumladı.
Toplum Gazetesi/ALMANYA (YazıYorum: 18 Aralık 2018)

HABERLER