20 Temmuz... 44 Yaşında. Hepimiz Kuzey Kıbrıslı'yız Bugün!

„…Yıl 1974.

Çukurova’da Temmuz’un yakıcı sıcakları kol geziyor.
Çok iyi hatırlıyorum. Çocukluktan ergenliğe geçtiğimiz yıllar.

Ankara’da ürküten bir koşuşturma var.
Ülkeye yayılan hareketlilik ve giderek artan toplumsal sıcaklık, doğup büyüdüğüm memleketim Tarsus’un yıldıran Temmuz sıcaklarından farksızdı doğrusu.

Hele Tarsus’un üzüm ve zeytin bağları bölgesi, Yedi Uyurlar Tepesi’nden Akdeniz’in enginlerine baktığınızda, pırıl pırıl bir gökyüzünün aydınlığında uzaktan rahat görülebilen Kıbrıs Adası’nın üzerinde, sanki kara bulutlar dolaşıyor gibi geliyordu insana.

O ’70’li yıllar, aklımızın siyasete de yeni yeni ermeye başladığı günlerdi. Okuduklarımıza göre, 1950'li yılların başında Ada’nın tamamen Yunanistan'a bağlanması için gizli planlar yapılıyordu Kıbrıs’ta.

Biraz daha eskilere gidecek olursak, yani biz bile henüz dünyada yokken, Georgios Grivas liderliğinde bir silahlı örgüt kurulacak ama O, gün gelip, bugün Ada’nın son yüzyıllık tarihine kara bir leke olarak geçecekti. Adı: EOKA.

50’li yıllardan itibaren kötü niyetini bölgede yavaş yavaş hissettiren EOKA silahlı çetesi, 1958 yılından itibaren Kıbrıs Türkleri’ni hedef almaya başlamıştı.

Çok sayıda saldırı ve kanlı eyleme imza atan ve masum insanlarımızı, soydaşlarımızı, hunharca katleden bu eli kanlı örgüt, 20 Temmuz 1974 günü başlayan Barış Harekati ile, kısa sürede darmadağın olmuştu.

Bugün 20 Temmuz 2018. Yani aradan tam 44 yıl geçmiş. Dile kolay... 

Kuzey Kıbrıslı soydaşlarımız, kardeşlerimiz, kimi sıkıntılara rağmen, o günden bu yana özgürlüğü ve huzuru yaşıyor. 20 Temmuz Barış Harekatı’yla çizilen hudutlar içerisinde kendi bağımsız devleti olan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni de yaşatmaya da kararlı görünüyor.

Bu tarihi olayın, yani harekatın kararını vermek kolay bir iş değildi kuşkusuz.
44 yıl öncesinin siyasi dengeleri dikkate alındığında, tüm dünyanın tepkisini çekmek de sözkonusu olacaktı.

Ama Türkiye’deki hükümetin başında, süper güçlere rağmen, halkını, soydaşını korumaya kararlı görünen ve iktidar ortağı muhafazakar Selamet Partisi’nin de desteğini alan Başbakan Bülent Ecevit gibi, saygın, halkçı ve cesur bir insan vardı. 

T.C. Başbakanı Bülent Ecevit, Barış Harekatı talimatını verince, artık geriye dönüşü olmayan uzun bir mücadelenin ilk adımı atılmış oluyordu.

O günün koşullarında Kıbrıs’a havadan inmenin yanısıra, özellikle deniz yolu ile Kıbrıs’a Mehmetçik’i çıkartma operasyonu, öyle sanıldığı gibi pek kolay olmadı hiç kuşkusuz. Ama başarıldı.

O günleri çok iyi hatırlıyorum. Nasıl unutabilirim ki?
Türkiye’nin farklı bölgelerinden sevkedilen ve Tarsus’tan geçerek Mersin Limanı’na erişmesi gereken binlerce asker, alınan lojistik kararlar nedeniyle, kentimizdeki tarihi istasyonda, saatlerce beklemek zorunda kalıyordu. Hatta sıcaklara rağmen terkedemedikleri vagonlarda gecelemek zorundalardı.

Zor günlerdi, gerçekten çok zor!

Mahallenin yeni yetme gençleri olarak, askerlere su ve yiyecek taşıdığımız o günler, bugün belleğimde dün gibi taptaze.

Bu arada, Tarsus’ta yaz tatiline girmiş olan okullara yerleştirilen ve katliamdan kaçan Kıbrıslı soydaş ailelere yönelik, yiyecek içecek, yatak, çarşaf, çocuklara oyuncak ve giysi yardım kampanyalarında gönüllü hamallık yaptığımız yılları nasıl unutabilirim?

Ya bir de operasyon günlerinde Tarsus’ta geceleri ışıkları söndürüp, olası bir hava saldırısına karşı, devletin talimatıyla evlerimizin pencerelerini karartma telaşı…

Türkiye, Kuzey Kıbrıs için elinden geleni yaptı. Hatta istese, o günün koşullarında tüm Ada’yı kontrol altına alabileceği kadar da, harekatı sürdürebilecek gerekli inanç ve donanıma da sahipti.

Ama yapmadı ve Ada’ya işgal için değil, sadece barış için, Kıbrıs Türkü'nün can güvenli uğruna orada olduğunu kanıtladı.

Ve gün geldi, KKTC kuruldu ve kurucu Cumhurbaşkanlığı’na, Kıbrıs Türkü’nün yılmaz savaşçısı, Kıbrım Rum çetelerin öldürmek için mumla aradığı Rauf Denktaş getirildi. Yılların korkusuz mücahiti, dava adamı Denktaş, ölümüne dek bu onurlu kavgayı, yine bir mücahit gibi tüm gücüyle savundu.

Ölüm anına dek, onun tek düşüncesi, Kuzey Kıbrıs Türkü’ydü.

Ecevit ve Denktaş. Çocukluktan gençliğe uzanan, bıyıkları yeni terli yılların, ben gibi bir kuşağın, iki erişilmez önderi. Örnek iki güzel insan.

Hayat; gün oldu bana, her ikisiyle de tanışma ve saygı sevgi boyutuyla dost olma fırsatı verdi. Her ikisinin ölümünde de, bir baba yitirme acısını hissettim içimde.

Onlarla belli ortamları paylaşabilmek, benim için özgün bir ayrıcalıktı.

O yüzden kendimi de çok şanslı hissediyorum. Her ikisi de benim için, aynı yazgıyı paylaşan ve geleceğe yön veren iki kahramandı ve kendi ulusunun esenliği için gerektiğinde korkusuzca bir adım öne çıkabilen, özgün bir değerdi.

Her ikisi de, insandı.

Bugün, ne yazık ki, ikisi de aramızda değil.

Kıbrıs Barış Hareketi’nin 44. yıldönümünde, bu iki güzel insanı güzellikle anıyor, hatıraları, emekleri, yılmaz mücadele güçleri ve hizmetleri bağlamında kendilerini saygıyla anıyorum.

İyi ki vardılar… Huzur içinde uyusunlar…

Onların kararlı iradesi ve mücadele azmi, sadece Kıbrıs Türkü’ne can güvenliği sağlamakla kalmamış, Ada’nın tümüne barış ve huzuru getirmiştir.

Bu yetmiyormuş gibi, Yunan Cuntası, Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında çözülmeye başlamıştır. Yani, Yunan halkı, Ada’daki bu harekat sonrasında demokrasiye kavuşma bilinci kazanmış ve bu ruhla hedefine ulaşmıştır.

İddia ediyorum; Yunanistan demokrasi kazanımını da, 1974 yılındaki Başbakan Bülent Ecevit’in, o günkü kararlı duruşuna ve Barış Harekatı'na borçludur.

Türk ulusu Ecevit ve Denktaş’ı hiçbir zaman unutmayacaktır.

Yunan halkı da, Kıbrıs Barış Harekatı’nın ve Ecevit’in kendisine verdiği demokrasi şansını…

Kim ne derse desin! Bir ayrıntı ama, tarihi gerçek bu!

20 Temmuz. Kutlu olsun Kıbrıslı soydaşlarımıza...

Mehmet CANBOLAT Yorumladı.
Toplum Gazetesi/ALMANYA (YazıYorum: 20 Temmuz 2018)

HABERLER